Daha önce iki kere başlayıp yarım bıraktığım bir kitaptı Notre Dame’ın Kamburu. İzolasyon dönemi sayesinde kitap üzerine düşünecek yeterli vaktim de olduğundan tekrar başladım ve büyük bir zevkle okudum. Daha sonra da Jean Delannoy’nun yönetmiş olduğu 1956 yapımı sinema uyarlamasını izledim ve kitabın en güzel tarafının aslında hikâyesi olmadığına karar verdim. Hikâye de kuşkuya yer bırakmayacak kadar güzel ama kitabı benim için etkileyici kılan ve klasik yapan insan ruhunu anlatma çabası ve anlattığı dönemi aydınlatırken günümüze de ışık tutması (bütün klasikler gibi.).
Anlattığı dönemin Fransa’sına ışık tutuyor çünkü halkın bütün sınıfları birer karakter aracılığıyla anlatılıyor. Frollo ruhban; Gringoire aydın; Phoebus asker ve Fleur – de – Lis ise soylu sınıfı temsil ediyor. En kalabalık olan sınıf yani halk ise Quasimodo ve Esmeralda karakterleri ile anlatılmış. Yazar bu karakterleri betimlerken aslında bütün sınıfların da ortalamasını alıp bütün yönleriyle bize sunuyor. Hatta zaman zaman bu karakterler aracılığıyla insanların zayıf yönlerine dikkat çekip eleştiriyor.
Yapılan karakter betimlemeleri ile bize klasiklerin insan ruhunu anlama yolunda önemli olduğunu da hatırlatmış oluyor Hugo. Her bir karakterin yaşamış olduğu çatışmalar ve duygu durumları çok detaylı şekilde anlatılmış. Öyle ki kitabı bitirdikten sonra karakterlerin yapmış olduğu hiçbir şeye, Gringoire’ın Frollo ile yapmış olduğu anlaşmaya bile, şaşırmıyorsunuz.
Hugo’nun bu kitabı o dönemde yıkılması planlanan Notre Dame Katedrali’ni kurtarmak amacıyla yazdığı söylenir. Dikkat çekmek için katedrali en ince ayrıntılarına kadar betimlemiş ve bir de aşk hikayesi ile süslemiştir. Temelde olaylar ve çatışmalar bu aşk hikayesi üzerinden ilerlese de her karakterin aşktan bağımsız çatışmaları da vardır.