Bildiğimiz gibi, Peyami Safa, “Sanatkâr ister istemez bir İçtimaî görüşün temsilcisidir. Romanda
kahramanlarından biri romancının İçtimaî görüşünü açıklayabilir.” görüşünde olmuştur. O, bütün
romanlarında bazan birinci, bazan ikinci plândaki kahramanlardan birini seçerek kendi görüşlerini
söylemiştir. Yalnızız’da da Samim romancı adına “Simeranya”yı kurar.
Bu tarzı çok kullanışını, Üstadın zaafı olarak değerlendirenler vardır. Aslında her sanatçı eserini
verirken, hayat karşısında tasvibkâr, muhalif yahut isyankâr gibi aktif bir tavır almaktadır. Çünkü
yazar, varlığının dışına çıkarak başkasını müşahade ve anlamak imkânına sahip değildir ve insan,
kavradığını ister istemez değerlendiren bir mahiyete sahiptir. Romancı, hayatın sonsuzca ihtimalleri
içinden romanın mevzuunu ve o kahramanları seçtiği, o tertip tarzı içinde verdiği için, zarurî olarak
aktif bir tavır almış olmaktadır. Romanı, hayata tutulmuş sâdık bir ayna olarak anlayanlar bile, hayatı
o tarz ve üslûp içinde aksettirmekle okuyucunun tercihlerini etkilemiş olmaktadırlar ki, hiçbir zaman
tam bir tarafsızlık iddiasında bulunamazlar. Ancak, Peyami Safa gibi mütefekkir, hayat hakkında
vazgeçilmez tercihleri olan kavgacı bir mizaç için, romanın bütün olarak kuruluşu ve ön plâna
çıkarılan tiplerin davranışları yoluyla sunulan teklif ve telkinlerle
*
yetinmek mümkün değildir. O, bu
bütün içinde, ayrıca kendisini romanda bir kahramana temsil ettirmiş ve sözünü söylemiştir. Bu
tutumun, sosyalist sanatçıların realizm anlayışı ile yakınlığı yoktur. Üstad, sosyal gerçekçilik
anlayışını, sanatçıdan iktisat vekilinin görevini istemek diye vasıflandırır.