Film ve rüya, özünde birer "ürün" dür. Rüya, bilinçdışıi arzuların bir ürünüdür; film ise hem sanatsal hem de ekonomik bir süreçle ortaya çıkan bir üründür. Her ikisi de hikayesini anlatmak için ağırlıklı olarak görüntüleri kullanır, ses ise genelde ikinci plandadır.
Ancak aralarında çok temel farklar vardır:
İletişim Yönü: Rüyada, kişinin kendi bilinçaltı yine kendi bilincine seslenir (tek kişiliktir). Filmde ise yönetmen, izleyiciye bir şeyler anlatır (iki ayrı kişi vardır).
Semptom Meselesi: Rüya, bizzat ruhsal bir belirtidir (semptomdur). Filmde ise izleyici, izleme sürecinin bir parçası/belirtisi haline gelir.
Eğer izleyiciyi ve yönetmeni bir kenara bırakıp sadece ortaya çıkan "esere" (filmin kendisine veya rüyanın içeriğine) odaklanırsak, ikisinin de benzer mekanizmalarla çalıştığını görürüz. Her ikisi de anlamı üretirken şu dört kavramı kullanır:
Yerdeğiştirme / Metonimi: Bir şeyi başka bir şeyle temsil etmek.
Yoğunlaşma / Metafor: Birçok anlamı tek bir görüntüde toplamak.
Yani rüya ve film, aktörleri farklı olsa da, anlamı "şifreleme" ve "görüntüye dökme" biçimleri açısından kardeş gibidirler.
Psikanalize göre bir insanın "ben buradayım, ben buyum" diyebilmesi (özne olabilmesi) için her şeyin sürekli değiştiği bu dünyada bazı anlamları kafasında sabitlemesi gerekir.
Eğer hiçbir şeyin anlamı belli olmasaydı, zihnimiz karmakarışık olurdu.
Bir kişinin karakterinin oluşması, onun hayattaki olaylara, kişilere ve kavramlara "değişmez" bazı anlamlar yüklemesiyle (anlamı sabitlemesiyle) mümkündür.