Burdan sana ilk yazdığım mektupta ne denli umutluydum. Ellerimi toprağa daldırıp kasabayı sallayacak, silkeleyecek, ölü toprağının altından kaldıracaktım. Evet, ellerimi toprağın karnına soktum, kollarım kayaların altına girdi. Ellerimi çıkardım ki, parmaklarım yok. El ayalarımın parmak yerlerinden sızım sızım kan sızıyor. Bidaha, bidaha... Dağların altına sokacağım ellerimi. Biliyorum, bu kez ellerim bileklerimden kopacak. Böyle böyle, parça parça döküleceğim burda. Böyle böyle biteceğim.
Benim için televizyon izlemek, insanları neden sevmediğim konusunda bir kaynak kitap okumak gibi. Televizyon içimizdeki bütün iğrençliklerin özü. Hayatta zaten kabullenmekte zorlandığımız insana ait özellikler televizyonda göründüğünde doğrudan çarpıcı hâle geliyor.