Kaybedilen en kıymetli eşyanın,servetin her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde”Bu böyle olmayabilirdi!”düşüncesi,yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl ihtiyaç olabilirdi ki?Fakat bu hep böyle değil midir?Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?
İçinde hala acıyan bir yer vardı,ama iyi şeyler vaat eden bir acıydı bu,tamamen kapanmadan önce kabuk tutarken yanan yaralar gibi sıcak,ama yumuşak bir acı….