İçindeki boşluk sık sık ağlatıyordu Selda'yı. Hayatının nabzı ne kadar düşüktü. Sanki hamurunda bir şey eksik bırakılmış, Selda büyüdüğü, her yık bir yaş aldığı halde, hayatın yakıcı tadının alındığı o tamlığa, o biraz azametli olgunluğa varamamıştı. Yaşadığı yıllara bakıyor ve şu dünya üzerinde kendinden başka herkesin, herkesin değilse bile bazılarının, hayatta kan ter içinde kalarak derin damarlar kazdığını, kendisininse kumun üzerinde hemen kaybolayacak bir iz bırakmakla yetindiğini düşünüyordu.
"Karanlığa adım atmaktan, hayata kafa tutmaktan, fırtınalı ruhlardan, cesurlardan, ataklardan... Hep korktum." Sesinde çocuksu, ama acıtıcı bir tını vardı. "Yanmaktan çok korktum. Sonunda yanacağımı hissettiğim hiçbir aşkı göze alamadım. Bu yüzden kuru kuruya yanıyorum şimdi."
Yavan mutluluklarla oyalanan yüreklerin yokmuş gibi davrandıkları alaca bir hayat alanıydı yürüdükleri yer. Kimse orada nasıl yaşanır bilmek istemiyordu.
"İnsan büyük adımlar atmak istiyor," dedi Şebnem'i düşünerek. "Ama cesaret bulamıyor kendinde."
Büyük adımlar... Kendisi için büyük adım tasarlamaya çalıştı Selda. Alıp başını gitmek mesela. Nereye, neden? Sanki bir kilit vardı hayatında bir yerde, bir kırsa... Ne olacaktı peki kırsa? Hiç.