“Buyur?”. Bu Muzaffer Hoca’ydı. “Ne?” Bu Menderes’ti. “Çeto dedi. Buranın köpekleri görmüş. Muhtarın yeğenleri yakmış.
Hee, ben didim. Şahidim var yani. Sırrı. Bu Çeto’ydu. “Ne didi ne didi? Bişiy dir gibi baktı. Ne didi?”
“Şahidim var dedi. Sırrı diye biriymiş.”Sırrı kimmiş?” dedi Menderes. Kaptırmıştı. Yazılı ifadesini alalım hemen. Konuştuğunun on yaşında bir ilkokul talebesi üzerinden Çeto adlı bir köpek olduğunu aklına getirmediği için istihbarat kaynağının bir başka köpek olabileceğini de aklına getiremiyordu.
“Yarın korkar, vazgeçer mazgeçer.”
Angaralı bi argadaşımız. Burda oturuyo. Çaarın dirseniz çaarırım amma yazılı ifadesini nası alacaksınız bilmem. Gendisi köpek cünkü. “Köpekmiş.” Bu Ömer’di. “Kim?” Bu Menderes’ti. “Sırrı.” Bu Ömer’di.” Ben de bi şey yakaladık sandım yaa.” Bu malum. Hep birlikte, tabii ki Çeto hariç, içeri girdiler. Mamak Karakol Amiri, Muhtar Hacı Naci Kalaycı’nın ifadesini alıp yanındakilere not ettirirken Rahmi Beşikçi ayağa kalkıp kendini tanıttı, başka bir planları yoksa gece mutlaka misafir etmek istediğini söyledi.
Muzaffer Hoca’yla Menderes birbirlerine bakıp “Olur.” dediler. Ne planları olacaktı. Kaldı ki, asıl yapmaları gereken şey de oydu. Oturup plan yapmak. Bundan sonra ne olacaktı? Ömer’i Konya’ya götüremezlerdi. Burada da bırakamazlardı. Ya Çeto? Onu ne yapacaklardı? Kafa kafaya verseler de sabaha kadar döküp düşünseler azdı.