Hülya Yücel Ergün

Hülya Yücel Ergün
Ses Söz Arpacık
Uluslararası İlişkiler
316 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
"Doğa ve insanlığın biraz daha anlayışlı ve uyumlu olmaya ihtiyacı var. Özellikle doğanın dünyayı şekillendirmek için yaptığı ustaca manevralar, insanlığınkilerle benzeşiyor; kasırga ve deprem gibi. Ama insanlar rüzgar benzeri bir şey dahi yapamaz. Buna rağmen yıkımlar, binalar, inşaat ve hayvanların sömürüsü sürüp gidiyor. Hepsi şehirlerin inşası için. Ama insanı bu hale, her şeyi şekillendirmeye, şehirler inşa etmeye, doğayı doğadan habersiz şekilde kendi tarzına bürümeye çalışmasını dürtükleyen şey nedir bilinmez. İnsan, etrafındaki her şeyi, kendisini bile, kendisi için bir malzeme olarak görüyor ve aslında şehirler inşa ediyorum derken kendi kendini kesip biçiyor, şekillendiriyor."
Sayfa 70·Kitabı okudu
Reklam
“Sırat-ı müstakim, toplumsal yaşamda ihtiyaç duyulan hukuki düzenlemeleri değil, bu düzenlemelere kaynaklık eden değerleri ve ahlakı tanımlar. Hukuk, bu değerlerin ayakta kalmasını sağlayan koruyucu elbisedir. Zira tek başına ahlak çağrısı yetmez. Bu değerlerin hayat verdiği ve ortak kabul gören bir düzenin yokluğu, her türlü çözülmeyi ve kaosu tetikler. Bu durumda sırat-ı müstakim talebi, değerler üzerinden özgür bir şekilde yaşamımızı çerçeveleme ve onu kaostan kurtarıp çekidüzen verme arzusudur. Bunun tersi, değer ve yasa unsurundan yoksun bir özgürlüktür ki bu, keyfiliktir. Bunun toplu yaşamdaki karşılığı fitnedir.”
“Sırat-ı müstakim, öncelikle yanlış toplumsal ahlaki düzene karşı bir yabancılaşmayı gerektirir. Zira batılın parçası olarak hakikati ortaya koymak, yanlışlığın ortağı olarak doğruyu duyurmak mümkün değildir. Yıkmak ya da kurmak, yaşasın ya da kahrolsun arasındaki çatışmanın sonunda, batıl ortadan kaybolur, gerçek de bütün ağırlığıyla kendini hissettirir. Allah’ın gönderdiği dinin hak olarak isimlendirilmesi tam da yarattığı bu sonuç sebebiyledir. Hak olan din, her hak edene hakkının teslim edilmesini sağlayacak; yaşama hakkı olmayan hastalıklı, batıl, kötücül ne varsa onların kıyametini koparacaktır. Kıyamet gününün isimlerinden birinin de Hakka olması ile dinin Hak olarak isimlendirilmesi tesadüf değildir. Hak niteliğiyle dinin her an kıyametler koparması beklenir: kötülüğün, zulmün, kıyım ve katliamların, açlık ve esaretin hülasa kötü olarak görülen ne varsa bunların kıyametinin koparılıp sonlandırılması o dinin kıyamet misyonudur.” Varoluş Sancısı, Şaban Ali Düzgün
“Bütün dini tartışmalar insanın Allah’ı arayışı, O’na imanı, niyazı ve duası etrafında dönmekte; tarih, insanın Allah’ı arayış tarihi olarak resmedilmektedir. İnsanın; onu yaratan, varlığının devamını sağlayan bir garantörü, inanıp güveneceği bir Varlığı arayışı makul ve doğru. Peki acaba tarihi Allah’ın inanıp güveneceği insanı arama tarihi olarak görmeye ne dersiniz? Zira varsa bir emanetiniz, inandığınız, güvendiğiniz kişiye verirsiniz. İnanıp güvendiğiniz kişiye umudunuzu bağlarsınız. Bu durumda tarih aynı zamanda Allah’ın insanı arayış tarihidir.”
Sayfa 14·Kitabı okudu