“Sırat-ı müstakim, öncelikle yanlış toplumsal ahlaki düzene karşı bir yabancılaşmayı gerektirir. Zira batılın parçası olarak hakikati ortaya koymak, yanlışlığın ortağı olarak doğruyu duyurmak mümkün değildir. Yıkmak ya da kurmak, yaşasın ya da kahrolsun arasındaki çatışmanın sonunda, batıl ortadan kaybolur, gerçek de bütün ağırlığıyla kendini hissettirir. Allah’ın gönderdiği dinin hak olarak isimlendirilmesi tam da yarattığı bu sonuç sebebiyledir.
Hak olan din, her hak edene hakkının teslim edilmesini sağlayacak; yaşama hakkı olmayan hastalıklı, batıl, kötücül ne varsa onların kıyametini koparacaktır. Kıyamet gününün isimlerinden birinin de Hakka olması ile dinin Hak olarak isimlendirilmesi tesadüf değildir. Hak niteliğiyle dinin her an kıyametler koparması beklenir: kötülüğün, zulmün, kıyım ve katliamların, açlık ve esaretin hülasa kötü olarak görülen ne varsa bunların kıyametinin koparılıp sonlandırılması o dinin kıyamet misyonudur.”
Varoluş Sancısı, Şaban Ali Düzgün