"Şeffaflığın şiddeti budur işte. Kişinin bütinlüğüne belli bir erişilmezlik ve geçirmezlik de dahildir ve lazımdır. Kişinin baştan aşağı didiklenmesi bir şiddettir. Nitekim Peter Handke şöyle yazar: Ben, ötekilerin benim hakkımda bilmediklerinden beslenerek yaşıyorum."
“İtaatkâr özne, onu sömüren bir iktidar merciinin tebaasıydı. Foucault’ya göre egemen gücün emekçiyi ‘soğurması’, yabancı bir sömürü biçimidir. Başarı ve performans öznesi ise itaatkâr özneye karşın özgürdür, çünkü hiç kimseye tabi değildir. Psikolojik durumuna yapmak zorunda olmak değil, yapabilmek damgasını vurur. Bu özne kendinin efendisi olmalıdır. Varoluşu emirlerle ve yasaklarla değil, özgürlükle ve girişimle tanımlanır. Fakat randıman ve başarı zorunluluğu, özgürlüğü yine de zora dönüştürür. Yabancı sömürünün yerini insanın kendini sömürmesi alır. Başarı ve randıman öznesi kendini ayakta duracak hali kalmayıncaya değin sömürür. Şiddet bu yolla kendine yönelir. Sömüren aynı zamanda sömürülendir. Fail bizzat kurbandır. Bu paradoksal özgürlüğün patolojik tezahürü, tükenmedir, Burnout’tur.
Bu yüzden olumluluk şiddeti olumsuzluğun şiddetinden beterdir çünkü kendini özgürlük olarak takdim eder. ‘Savaşın gümbürtüleri’ susmamıştır. Ama bu ses her türlü hükümdardan ve düşmanlıktan azade bir muharebeye, tekil bir savaşa aittir. İnsan kendiyle savaşır, kendine şiddet uygular. Disiplin toplumunun zindanlarından değil, başarıya odaklı bireyin ruhundan gelmektedir artık sesler. Yeni hapishanenin ismi paradoksal olarak özgürlüktür. Bu, insanın hem gardiyan hem de tutuklu olduğu bir çalışma kampıdır.”