(…) kendi cehaletlerimizin kapsamı içeriği hususnda cahiliz. Bu açıdan aslında Platon’un mağarasının sakinlerine benzeriz.
Platon’un Alegorisi’nin bir okuyucusu, elbette, bizim bilgimiz daha çok olduğu için tutsaklardan kesinlikle farklı olduğumuzu söyleyerek karşı çıkabilir. Doğru, kabul ediyorum, (kanıtlanması dolambaçlı yollardan olabilir ama) kendi bilgimizle onlarınkini karşılaştırdığımızda bizim daha çok şey bildiğimiz açıktır; bizim bilgimiz kavramsal olarak daha zengindir, daha kapsamlıdır, epistemik açıklamalar ağında daha derindir, desteklediği etkinlik çeşitleri ve teknolojiyle daha geniştir… Liste uzar gider. Tutsakların durumuyla ilgili onların bilmedikleri önemli gerçekleri bildiğimiz açıktır. Ancak kendi cehaletimizin bütünlüğü ile karşılaştırma yapamayız çünkü cehaletimizin kapsamını bilmemizi sağlayacak geçerli bir yöntem yoktur elimizde; bilmediklerimizi bilmemizi ölçebilmemiz için bir yol yoktur. (…)
(…)
1- Bilinen bilinenler: Bildiğimi bildiklerim.
2- Bilinen bilinmeyenler: Bilmediğimi bildiklerim.
3- Bilinmeyen bilinmeyenler: Bilmediğimi bilmediklerim.
4- Bilinmeyen bilinenler: Bildiğimi bilmediklerim.”