İşte çay, işte sigara
ve sonsuzlukmuş gibi görünen bir masa.
Masada 60 yıllık bir harita.
Sana bu mektubu bilmediğim bir dilde yazıyorum.
Senin olmadığın bir sofra bu dünya.
İşte çay, işte sigara…
Masaya sığan eski bir harita.
Külüm üzerine düştüğünde yakacak bir Filistin bulamıyor,
çayım Afrika’ya döküldüğünde çaydan geriye hiçbir şey kalmıyor.
Sana bu mektubu bilmediğim bir dilde yazıyorum.
Bu yazdıklarım bir inandırma çabasından öteye geçmiyor.
Ay, Ayasofya ve Amazon kadınları,
bugün kumdan bir pusula yolladık sana.
Gökte; öykünen bir bulut,
küçülüp dağılan bir coğrafyaya.