Böğürtlen Kışı geçmişte ve bugünde iki zamanda birden akıyor. Yıllar öncesinde yaşanan bir olay ve şimdiki zamanda geçen bir olay örgüsü. Sırların, tarihin, aşkın ve anneliğin iç içe geçtiği muhteşem bir roman. Olay örgüsüne gelecek olursam ; Vera aşık olduğu adamdan bir çocuk dünyaya getiriyor. Charles çok zengin Vera'ya aşık olduğunu düşünsem de bu aşk için mücadele ettiğini düşünmüyorum. Charles Vera'yı ailesiyle tanıştırıyor ve Charles'in ailesi Vera'yı kabullenmiyor. Vera böylece hamile olduğunu söylemeden Charles'in evinden çıkıp gidiyor. Hep Charles'in kardeşi yüzünden oluyor, Vera'ya aileye uygun olmadığını söylüyor. (az küfür etmedim). 3 Yıl sonra 1933 Mayıs ayında fırtınalı kar düşer. Vera küçük oğluyla yoksulluk çekmektedir. Kar yağdığı gece oğlunu bırakıp hizmetçilik yaptığı otele gider. Geldiğinde Daniel'i bulamaz, acı çeker her yerde oğlunu arar ve oğlunun ayıcığını bulur dışarıda. Kitap Daniel'in kaybolmasıyla başlıyor. Vera yaşamakla yaşamamak arasında sallantıdadır. Oğlunu kaybeden bir anne.. Her yerde arıyor bir türlü bulamıyor. Yıllar sonra yine Mayıs ayında kar yağıyor ve bir gazete muhabiri olan ve çocuğunu kaybeden bir anne olan Claire, Daniel'in kaybolma hikayesini araştırmaya başlıyor. Ve bütün sırları çözüyor. Sırları çözen Claire kendi hayatına devam ediyor...
Kitabın kapağında bir soru var. "Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı tek kelimeyle nasıl dile getirirsiniz?" diye. İşte bu sorunun cevabını derinlere işlenen acıyı anlamak için kitabı mutlaka okuyun...