Jane… Janet… Ne kadar güzel bir şeysin sen…
Kitabı bitirdiğim zaman, gözlerime yaş, yüzüme de bir gülümseme eşlik ediyordu.
Hiç sıkılmadan her sayfasını yutarcasına ama bitmesini istemeyerek okudum.
Nefret, inanç, saf sevgi temaları o kadar güzel, sahici işlenmiş ki yazarın kalem gücüne hayran kalmamak elde değil.
Gel gelelim baş karakter Jane Eyre’ye:
Kendisi küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş dayısı tarafından bakımı üstlenmiş ancak dayısının ölümü ile yengesinin himayesine kalmıştır. Daha küçük yaşta yengesi tarafından dışlanmış dayı çocuklarının türlü işkence ve baskısına maruz kalıp o evde sürgün hayatı yaşamıştır. Yengesinin ona beslediği nefret o kadar büyük ki görmeye bile katlanmayıp onu yatılı okula gönderiyor. Jane’in asıl hikayesi ise bu yatılı okuldaki eğitimini bitirip mürebbiye olarak Thornfield Malikanesine gitmesiyle başlıyor…
Çok sevdim Jane’nin karakterini, duruşunu, düşünüşünü, incelememi de Jane’in çok sevdiğim alıntısıyla bitirmek istiyorum:
“Kendimi umursuyorum ben.
Ne kadar yalnız,
ne kadar kimsesiz,
ne kadar kolsuz kanatsız kalırsam,
kendi kendimi o kadar sayacağım.”
Veee son olarak kessinlikle okunmaya değer, okunulması gereken bir kitap.
Teşekkürler CHARLOTTE BRONTÊ