Şüphesiz onun için dünyanın en rahat hayatıydı bu. Otuz beş sene süren hademelik hayatında birdenbire hiç beklemediği zamanda, olması icap ettiği şekilde bir daireye kavuşmuştu. Fakat onun da aklı bu işi almıyor, benim akşama kadar sağdan soldan bulduğum saatleri tamir etmekliğim, Nermin Hanımın süveter örerek hayatını anlatması, kendisinin bizi seyretmesi için bütün bu işin kurulmuş olmasına şaşıyordu. Onu yormuyorlar, azarlamıyorlar, bunaltmıyorlardı.
Binaenaleyh bu iş onun için de mantıksızdı. Bir gün bana utana utana:
- Beyim, demişti, bu işe ben de şaşıyorum. İçime acayip şüpheler girmeğe başladı. Acaba öldüm de cennette miyim diye düşünüyorum.
O zamana kadar hademe denen mahlükun kendi hayatının şartlarına göre ayrı bir cennet tasavvuru olabileceğini hiç düşünmemiştim. Fakat saadet telâkkimiz niçin hayat şartlarımıza göre olmasın?
Sıkıntı bulunan bir yerden uzaklaşırsın
Evi boşaltır ve yapanı unutursun
Bir yere karşılık başka bir yer bulursun
Canını kaybedersen başkasını bulamazsın
Gecenin hadiselerinden ürkme
Herhangi bir musibet sana gelince
Kimin kaderi bir yerdeyse o başka bir yerde ölmeyecek
Aklını boş yere kurcalama
Nefse kendinden başka nasihatçi yok