Jiang yanılıyordu. Kontrol edemeyeceği güçlerle uğraşmıyordu çünkü tanrılar tehlikeli değildi. Tanrıların, Rin'in onlara verdiği güç dışında güçleri yoktu. Tanrılar dünyayı ancak onun Panteon'un defterlerinde yazılı değildi. Kararlarını kendi vermişti.Ve savaşta tanrıları çağırsa da onlar yalnızca bir araçtı.
Kaderinin kurbanı değildi. Son Speerlıydı, Cike'ın komutanıydı ve tanrıları dize getiren bir şamandı.
Ve tanrılara korkunç şeyler yaptıracaktı.
Chaghan ona yan yan baktı. Yüz ifadesi ciddiydi. "Dünyayı Altan'ın kanıyla boyayacaksın, değil mi?"
"Sorumlu olan herkesi tek tek bulup öldüreceğim," dedi Rin. "Beni durduramazsın."
Chaghan kuru ve keskin bir kahkaha attı. "Ah, seni durdurmayacağım."
Elini Rin'e uzattı.
Rin, Chaghan'ın elini tuttu ve boğulan diyarla kül dolu gök, Speerlı ile Kahin'in andına şahit oldu.
Rin ile Chaghan uzlaşmaya varmıştı. Artık Altan'ın takdiri için savaşmıyorlardı. İşledikleri korkunç suçlarla birbirine bağ-lanan müttefiklerdi.
Öldürmeleri gereken bir tanrı vardı. Yeniden şekillendirecekleri bir dünya. Devirecekleri bir İmparatoriçe.
Döktükleri kan onları bir araya getirmişti. Çektikleri acılar onları bir araya getirmişti. Başlarına gelenler onları bir araya getirmişti.
Qara gülümsemeden güldü. "Sen boşalttın mı?"
Qara'nın sözleri ona bir darbe indirdi. Yaptığının mantığı yoktu. Kararı içgüdüseldi. Ve o... ve o...
Titremeye başladı. "Ben ne yaptım, Qara?"
Şimdiye dek yaptığının boyutunu tam olarak algılamamıştı.
Ölü sayısını, sebep olduğu felaketi - onun için soyut bir kavram, imkânsız bir olasılık gibiydi.
Değmiş miydi? Golyn Niis'in öcünü almaya yeter miydi?
Speer'ın?
Kaybedilen hayatları nasıl kıyaslardı? Soykırıma karşılık soykırım adalet terazisinde nasıl birbirini dengelerlerdi? Ve o kim oluyordu da bu kıyaslamayı yapabileceğini düşünmüştü?