Çamlıca 'daki eniştemin Fahim Bey'e karşı insafsızlığının derecesini sonraları kaç kere görmüştüm. Öyle ki o artık bu kin ile bu zavallı evin her şeyine , hatta Saffet Hanım'ın elleriyle kurulan bütün saatlerine, işleseler de işlemeseler de toptan itiraz ediyor ve " Esasen içinde namaz kılınmayan bir evin saatlerine itimat etmek caiz değildir!" diyordu. Zira herkes gizlice hıyanet ettiği bir ahlaka hörmetini başkalarını itham ile ispat etmek ister. Belki samimi , belki müraî bir taassupla eniştem, Fahim Bey'in bütün hareketlerini kusurlu bulur ve tenkit ederdi ama velveleli bir öfke içinde ona karşı sert bir yüzle serdettiği en büyük itham onun bir münkir, bir kâfir olmasıydı!
Esasen dünya afetlerinden böyle daima haber alarak yaşamanın felsefi olan büyük kârı da bütün bu felaketlerle kendi başımıza gelen küçük sıkıntıları mukayese ederek halimizdeki nispî selametle müteselli olmakmış. Fahim bey 'e göre insan kendi talihinden memnun olmak için bu gazetelerde zikredilen vukuatı her gün okumalıymış..
Okuyacağız diye rastgele yerlere gidip ne kendi hayatlarını ne de ailelerinin cebini mahvetsinler.
Çocuk iyi bir üniversiteye geldiyse de çalışacak; bu kadar basittir. Talebe kantinde oturmaz; Avrupa'da ,Amerika'da öyle kantinde oturan öğrenci göremezsin. Bir öğrenci kantine girer; yiyeceğini alır, kahvesini içer gider. Bu da en fazla 15- 20 dk sürer , katiyen yarım saat değildir. Çok açık ki kantinde oturanlar tembeldir