Bütün mevcudatta olduğu gibi, bu dünyada da hakimiyet yalnızca Yüce Allah’a aittir. Hükmeden ve hükmedilen bütün insanlara, güçlerini yalnızca, Yüce Allah’ın şeriatını ve sistemimin uygulamalarından alırlar. Onların -hiç birinin- bu şeriat sınırlarını aşma yetkisi yoktur.
Sizden kim benden sonra yaşarsa birçok ayrılığa şahit olacaktır. Sziler, sonradan ortaya çıkan işlerden sakının. Zira onlar birer sapıklıktır. Benim sünnetime ve doğru yola iletilmiş râşid halifelerin sünnetine sarılın. Bunlara azı dişlerinizle yapışın (ebu dâvûd, hadis no :4609; Tirmiz’i, hadis no:2676; ibnu mâce, hadis no:42)
“LA İLAHE İLLALLAH” davası kökleşip vicdanların en derin noktalarına kadar ulaştığı zaman “la ilâhe illallah” davasının temsil ettiği sosyal düzenlemelerde bu vicdanlarda kökleşmiş olur. Ve bu inanç sistemini vicdanlarına, nefislerine köklü bir şekilde yerleştirenler için bu nizamın hoşnutlukla kabul edilen tek nizam olduğu ortaya çıkar.
İslam ilim geleceğinde ateizm için yüz çevirmek sapmak anlamına gelen ve en doğru tercümesi ile ‘tanrısızlık [inançsızlık]’ anlamındaki İlhâd kelimesi kullanılır. İlhâd, Arapça’da, yanında mevtayı yerleştirmek için açılan bir kısım bulunan mezar çukurunu tarif ermek için Kullanılan lahad kelimesinden gelir. Yani lahad, kazılan asıl çukurdan bir sapmadır.
Dilbilim (linguistik) açıdan bakıldığında ateizm, tabii ve aklî olandan sapma olarak tarif edilebilir. Peygamber efendimiz (s.a.v), bütün insanların tanrının varlığını tasdik eden ve O’ na ibadet etmeye meyilli olan bir fıtrat üzere doğduğunu öğretmiştir. Bu Nebevi öğreti, İslam nazarından bakıldığında ateizmin gayri tabii olduğunu ve insan aklının bir inhirafı olduğunu açıklıyor.
Dâvasına gerçekten inanan kimse, akıp giden yıldız, ‘amin’ diye karşılık verir. Kim, Allah için halis bir niyet taşırsa, geçen zamana karşı, kesin bir zafer elde eder.