Ayşen Babayeva

Şu an yaşıyorum ve önemli olan bu. Hayat geçici. Her zaman, herkes için. Benim işim, ölene kadar yaşamak. Benim işim, bedenimle barışmak, onu her şeyiyle sevmek. Böyle- likle, temelim sabit olduğunda, elimi güçlü ve cömert bir biçimde uzatabilirim.
Reklam
Bana kardeşinizle ilişkinizden bahsedin." Psikiyatri asistanı olduğum dönemde bana mevcut şikayetle ilgili bilgileri almakla başlayan bir görüşme protokolünü takip etmem öğretilmişti. Mev- cut rahatsızlık öyküsünün ardından hastanın ailesi, eğitimi, sosyal yaşamı, cinsel gelişimi ve kariyer geçmişi alınır, sonra da psikiyatri muayenesinin inceliklerine geçilirdi. Ne var ki benim bu protokolü izlemeye hiç niyetim yoktu. Onlarca yıldır da bu tarz sistematik bir görüşme yapmamıştım. Her tecrübeli terapist gibi ben de bilgi edinme konusunda sezgilerimin peşinden gitme taraftarıyım. Zaman içinde sezgilerime güvenim o kadar arttı ki işe yeni başlayan ve ilk yıllarda metodolojik rehberlere ihtiyaç duyan terapistler için artık pek de iyi bir öğretmen olmadığımı düşünüyorum.
"Yaşamak ile sorgulamak arasında bir seçim yapmam gerekirse her defasında yaşamayı seçerim. Açıklama illetinden itinayla sakınırım. Bunu sana da tavsiye ederim. Bir şeyleri açıklama dürtüsü, modern düşüncenin salgın hastalığıdır. Bu virüsü en çok da çağımızın terapistleri taşır: Görüştüğüm her terapistte bu bağımlılık yapan, bulaşıcı hastalık vardı. Açıklama, bir yanılsamadır; bir serap, bir kurgu, teskin eden bir ninnidir. Açıklama, herhangi bir varoluşa sahip değildir. Hatta gerçek adını da söyleyelim: Ödleklerin, varoluşun rizikosunun, fütursuzluğunun ve değişkenliğinin yarattığı, o insanın betini benzini attıran korkuya karşı geliştirdikleri bir savunmadır."
Anne ve babam bize, erkek kardeşlerim ve bana sık sık miras bırakacakları paraları olmadığını söylerlerdi. Oysa bize çoktan mor bir salkımın güzelliğini, bir kelimenin ku rılganlığını, hayran kalmanın gücünü kavramaya yetecek hafızalarının zenginliğini miras bıraktıklarına inanıyorum. Dahası hayallerimize, sonsuzluğa yürüyebilmemiz için bize ayaklarımızı armağan ettiler. Belki de bu kadarı yolculuğu- muza kendi başımıza devam edebilmemiz için bagaj namı- na yeterliydi. Aksi takdirde taşımamız, güvenliğini sağla- mamız, ilgilenmemiz gereken varlıklarla boş yere yolumuzu tıkayacaktık.
Bu hatıra bir mekândan ayrılırken niçin yanıma asla bir valizden fazlasını almadığımı şüphesiz açıklıyor. Yanıma sadece kitaplarımı alırım. Diğer her şey asla gerçekten benim olamamıştır. Bir otel karyolasında, bir arkadaşın ya da bir yabancının odasında da kendi yatağımdaki kadar rahat uyurum. Aslında taşınmaktan her zaman mutluluk duyarım. Böylece hafızamın sahiden seçici hale gelebilme- si, sadece gözkapaklarımın ardında ışıldamaya devam eden görüntüleri hatırlayabilmem için sahip olduklarımı eleme, bazı nesnelerden vazgeçme fırsatı bulurum. Ürperişlerimi, şaşkınlıklarımı, altüst oluşlarımı, tereddütlerimi, değişimlerimi, özlemlerimi hatırlamayı tercih ederim... Tercih ederim çünkü bir nesne bükülmeyip katı ve hacimli kalmaya devam ederken diğer her şeyi zamanın rengine göre şekil- lendirebilirim.
Reklam