Pilavın bile tadını pirinç tanelerinin çokluğunda aramayız; halkın ruhunu sayısında nasıl bulabiliriz? Topluluğun miktarında şuursuz bir kalabalıktan başka birşey yoktur ve halkın kendisi buna "kuru kalabalık" adını vermiştir. Böyle bir yığından tiksinirim, hele istemeyerek onun hoşuna gidecek bir hareket yaptığım zaman kendimden tiksinirim. Demagoji, gerekçe anlamına rağmen, halka değil, kuru kalabalığa yaranmaktır. Yoksa "halkı sevk ve idare" mânâsına gelen demagoji, Aristofanes'den beri tezyif konusu olmayacaktı.
Bir milleti yok etmek isterseniz, askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dinin-den soğutmak ve dolayısıyla manevî değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfidir.
Bu gençliğin tenkit edilmesini anlarım; fakat bu tenkidi icap ettiren kusurlardan evvela gençliğin mes'ul tutulmasını anlamam. Bana öyle gelir ki, her baba, oğluna indireceği tokadı evvela kendi yanağına yapıştırmalıdır. Gençliğin kusurları, bizim ona karşı yaptığımız kusurların devamından ve istihalesinden başka ne olabilir ki?