Zweig, eserlerinde insana dair duyguları sıradan karakterlere uç boyutlarda yaşatarak enteresan bir dil ve anlatım tarzı ile karşımıza çıkmakta. Her bir kitabında konu aldığı duyguyu adım adım işleyerek öyle bir şekilde anlatır ki, okuyucuya iz bırakan, kendi ile kıyaslama yaptıran ve hayatını ayna gibi yansıtan bir eser haline dönüştürür. Zweig' in bu eserini diğerlerinden farklı kılan ise işlediği konu olarak Korku duygusunun diğer duygulardan farklı yönü: Olabildiğince etkili ve şiddetli oluşu. Bu bakımdan 'Korku', aldatan bir kadının hikayesi gibi görünse de yalnızca o kadar değil.
Kitabın ana karakteri İrene, burjuva yaşamının içinde doğmuş, sıradan bir evlilik yapmış, evli ve iki çocuklu varlıklı bir kadındır. Monoton bir sıkıcılığın içinde sıkışıp kalmış Irene, bir gece gittiği davette tanıştığı piyanist Eduard ile birlikte olmaya başlar. Amacı sıkıcı hayatına renk ve heyecank katmaktır. Çünkü Eduard a karşı özel bir ilgi ve aşk hissetmiyor. İrene için yaşadığı bu ilişki basit bir değişiklik ve burjuva yaşam sıradanlığından bir kaçış olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor.
İrene'i asıl endişelendiren ise yakalanma korkusu: Böyle bir duruma yabacı oluşu ve getireceği belirsizlikler... Korktuğu başına gelir ve yaptığı kaçamakta 'Benim sevgilimi elimden aldın.' diyen bir kadına yakalanır. Bu kadın İrene'i şantaj eder ve her seferinde para istemeye başlar. Şimdiye kadar hiç bilmediği 'Korku' duygusu içinde çaresizlik içinde yalpamaya başlar.
Daha önce sıkıcı bulduğu yaşamını kaybetme korkusu, hayatının altüst olacağı korkusu, ifşa edilip rezil olma korkusu. Herşeyin mekanik bir düzende yaşandığı yaşamından kopup, içine düşeceği belirsizliğin korkusu...
Ahlaki ve vicdani sorgulamalar, Irene’in çektiği vicdan azabı ve korku ile çekilmez hale gelen günleri, bu