"Doğrusu Ebubekir, herkesin bildiği üzere aziz ve muhterem bir zâttır. Hilâfete kuvvet ve başka bir yol ile nail olmadı. Vallahi o, nazlandı. Hilafet, ona meftun oldu. O, çekindi. Hilafet, ona sarıldı. Bu bir hediye ve lütuftur ki, Cenâb-ı Hakk, ona ihsan buyurdu ve bir nimettir ki şükrünü Allahu Teâlâ, ona vacib kıldı. Onun emaretiyle bu ümmet dahi Allah'ın lütfuna mazhar oldu. Resûlullah'ın hayatında dahi bu saadet, onun başında dolaştı. Lakin o, buna iltifat etmez ve vaktini gözetmezdi. Allahu Teâlâ mahlûkatını en iyi bilir ve kullarına çok merhametlidir. Haklarında hayırlısını verir. Ebûbekr-i Sıddîk, dâima Resûl-i Ekrem'in sırlarını paylaştığı mahremi, keder ve hüzün ortağı idi.
Mü'minler, onu bilerek burada ittifak etmişlerdir. Şimdi sana bu gün hayırlı ve yarın faydalı olana gel."