Yarın,"8 Mart Dünya Kadınlar Günü".
Ortaya çıkışıyla ilgili tam bir netlik olmamasıyla beraber New York'taki Triangle gömlek fabrikasında çıkan yangın ve ardından gelişen olaylar kadın direnişinin ve de dolayısıyla bugünün ortaya çıkışının temeli olarak görülüyor.
Binlerce kadın sokağa dökülüyor,sosyal medyada ardı ardına paylaşımlar yapılıyor , kadına şiddete lanet okunuyor.Bir kadın olarak 8 Martın kutlanmasından ya da hemcinsleriminin bir araya gelip hep bir ağızdan dayanışma göstermesinden hiçbir şikayetim yok.Tam aksine farkındalık yaratan günlere elimden geldiğince destek vermeye çalışırım.(Anneler günü,babalar günü vs.gibi uydurulmuş günler hariç tabii.)
Ama neden kadın cinayetleri her geçen gün artıyor,iş dünyasında hala kadın yeterince yer bulamıyor,insan hakları kadının varlık gösterebilmesi için yeterli olamayıp hala ayrı bir başlık altında "kadın hakları" tabiriyle mücadele edilmeye çalışılıyor ?..
Cevabı çok da zor değil bu soruların.Sorunları doğru düzgün çözemedik hala da ondan...Kendi hayatınıza dönüp bir bakın özellikle de kullandığınız kelimelere..Öyle kelime deyip de geçmemek lazım dilin çok kuvvetli bir etkisi vardır yaşam üzerinde.Kelimelerimizin azımsanmayacak bir kısmında bilerek ya da bilmeyerek "cinsiyetçilik" yapıyoruz."Kız gibi koşma","Adam gibi yap şu işi", "Kız kısmı bu saatte sokağa çıkmaz." , "Oğlum etek giy sen yeridir." , "Bu ne amk !"...
Küfretmeyi zaten marifet sayan bir toplumuz üzerine bir de 'kadın' dan malzeme ediniyoruz.
Bazen biz kadınlar acımasızca başka bir kadını yerden yere vuruyoruz.Bizi kısıtlayan erkeği sevdi sayıyoruz,kendi kendimizin kanatlarını kesiyoruz..
Kadın erkek fark etmez hepimiz biriz bu dünyada.Birimizin hayatı diğerininkinden üstün değil.Aşılması gereken çok yol,kat edilmesi gereken meseleler var.Ama biz