Betül

Betül
@Misscloud
Şu satırları okuduğumda zihnimde konuşan bir zırh ve kısa boylu simyacı canlandı: "Hanım, ölümle hayatı farazi birer cisimle birleştirirsen, bu ikisinin kimyevi uyuşumundan ne çıkar bilir misin? -Hayır. -Hele düşün... -Bulamıyorum. -Yokluk gibi ismi var da cismi yok bir kelime bul... -Hiç. Bravo, hiç. Bir varlıkla bağı olmadığından dolayı insan dillerindeki bütün kelimelerin en manidarı ve güzeli olan "hiç" ortaya çıkar. Zihnime fenalık geliyor. Bu meselede derinleşmeye uğraşmak iyi değildir."
Bu mezar taşlarına, altlarında yatanların kimliklerini anlatan yazılar kazımışlar... Fakat bu âdet ölenlerin, yok olmuş varlıklarından daima bir şey kaldığını dirilere göstermek için bir avutma yolundan başka bir şey değil. Bu mermer kütlelerin dikilmelerindeki her türlü itinaya rağmen alttaki çukurlar, kara bağırlarına verilen bedenleri yalnız kimlik değil, bir varlık belirtisi bırakmayıncaya kadar karanlık ve ebedi işleyen dişleriyle yiyip hazmediyor.

Betül

, bir kitap okudu
Puan vermedi·191 syf.·
61 günde okudu
·
2024 12. kitabı
Frédéric Gros
7.8/10 · 9,1bin okunma
Dolayısıyla yürümek durmadan faniliğimizi hatırlatır bize; kaba ihtiyaçlarla ağırlaşmış bedenlerimiz nihayetinde toprakla bir bütündür. Yürümek kendimizi topraktan yukarılara taşımak, yerçekimini yenmek veya hız ve yüksekliğin aldatmacasıyla faniliğimizi unutmak değildir; yerin kütlesiyle, bedenin kırılganlığıyla ve bu yavaş yavaş gömülmeyle uzlaşarak faniliğe alışmaktır. Yürümek ayakta, öne eğilmiş bir bedenden ibaret olmayı kabullenmektir. Ancak şaşırtıcı olan şudur ki bu yavaş teslimiyet, bu müthiş dermansızlık bize var olmanın, o eğilmiş bedenden fazlası olmamanın ermiş sevincini yaşatır. Kurşundan bedenlerimiz, orada yeniden kök salacakmış gibi, her adımda düşer toprağa. Yürümek dimdik ölmeye yapılan bir çağrıdır.