Bireyin çaresizliğinin kaynağı, anlamlı bir toplumsal varoluştan yoksun olması, yani sistemin bireyi ezip, deforme etmesidir. Oysa sorunun çözümünü sistemi değiştirmekte değil de, kendini değiştirmekte arayan birey, gittikçe kendi içine döner, kişisel gelişim kitapları, antidepresan ilaçlar ya da terapiden medet umar.
Hazcı/obur birey, acıdan kaçar ve zevk peşinde koşar; oysa hayatta sonsuz sayıda acı ve zevk olduğu için, hiçbir zaman "tam" hale gelemez. Oysa, kendi sınırlarını belirleyebilen birey, bu sınırlı alanda sonsuzu yakalayabilir.
Marx'a göre, kapitalist iktisadi sistem sürdükçe, herkes oy verme hakkına sahip olsa bile bu, halkın egemen olmasına (yani gerçek demokrasiye) yetmez. Oysa Nietzsche'ye göre modern toplumdaki demokrasi, halkın yani sürünün egemenliği anlamına geldiği için kötüdür. Nietzsche, demokrasi, eşitlikçilik ve sosyalizme ateş püskürür.
Yabancılaşmanın olmadığını dönemden yabancılaşmış bir toplumsal duruma geçiş nasıl bir ilerleme olarak algılanabilir?
Çünkü yabancılaşma aslında özgürleşmenin zıttı değil, ön koşuludur.