“Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı."
Bu hakîkatı gülden de işit. Bak, o ne diyor:
Dikenle beraber bulunduğum için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere salayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun vesîlesiyle, âleme güzellikler ve hoş kokular sunma imkânına kavuştum…” Mevlana Celaleddin-i Rumi
Ne kadar tekrarlansa azdır ki, râbıta, velâyet kuvvetiyle tasarruf sahibi kamil insana edilmekle ancak muteberdir. Mürşidin bu mertebede bulunması, hem vâki ve hakiki, hem de itikadî olarak şarttır. Yani şeyh hem hakikatte böyle olacak, hem de onun böyle olduğuna inanılmış bulunulacak. Birinden biri kâfi değildir. Eğer yalnız hakikatte böyle olması yetseydi velîler ve nebîlerin vücudları kâfi gelirdi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil bu hale misaldirler. Ve eğer sadece inanmış olmak kifayet etseydi, putların bağlıları, itikadları noktasından faydalanmak mevkiinde olurlardı. Bu türlü batıl inanışlardan insanda bir eser zuhur etse bile serap kabilinden olur ve gerçekten uzak kalır.
Konuya bakış açısı güzel farklı bir roman. Fakat yazarın kitap içersinde sürekli kendini överek öne çıkarması sıkıcı ve akıcılığı bozuyor. O yüzden kitaba devam edemedim.