Danışarak iş yapmak, Allah'ın emri, Müslümanların ve bilhassa herhangi bir işin başında bulunanların, ihmal olunması cinayet sayılacak kadar önemli bir vazifesidir.
Fakat bugün Müslümanları bir kendini bilmezlik, haddini bilmezlik içinde görüyorum. Bu neden ileri geliyor? Cehaletten... Millet hem bilmiyor, düşünmüyor; hem de haddini bilmiyor ve diline hâkim değil. Diline hâkim olmayan, dinine hâkim olamaz.
"... Yâ Rabbi, bizim günahımız sebebiyle yağmurunu kesme, diye doya doya bir âmin dedim. Yarın da ağlayarak söyleyeceğim Sıdıka..."
İkinci gün, feryâd ü figân ile dua edilirken, dedemin önüne bir cenaze geldi. O anda yağmur da başladı... Dedem ağlar, halk ağlar, koyunlar kuzular meleşir, yağmur yağar... Bir gün önce gür sesiyle âmin diyen Hâfız Ahmed'in cenazesi de dedemin önünde yatar, ıslanır...
"Bu dünyada hür kimdir? Allah'a kul olan!.. Oğlum, Allah'a kul olan, nefsin esaretinden, kulların esaretinden kurtulur. Allah'tan gayrı her şey masivadır. Masiva fanîdir. Fanî olandan korkmak, şirktir; şirkin büyüğüdür. Yalnız Allah'tan korkacaksın!..."