İlim öğrendikçe tevazu ve merhametin artması, haset ve kaprisin azalması gerekir.
Bizi Allah’a daha çok yaklaştırmayan bilgi yüktür.
Çok bilmek kurtarmıyor. Fazilet, Allah’a tam bağlı bir kalp sahibi olmaktır.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, kalabalıktan biraz uzaklaşıp kendi içine dönmektir.
Bir fincan sıcaklık, birkaç satır hakikat ve derin bir sessizlik…
İşte tam bu anlarda anlar insan; koşmadan da ilerlenir, susarak da güç toplanır.
Ruh, gürültüde değil sükûtta onarılır.
Ruhum burada dinleniyor; yeniden niyet alıp hayata devam edebilmek için.
Yorulduğumu fark ettiğimde yavaşlıyorum.
Her şeyi kontrol etme çabasının beni ne kadar ağırlaştırdığını biliyorum artık.
Kalbimi toparlamadığım hiçbir iş zihnimi de toparlamıyor.
Rabbime bıraktığım yükler hafifliyor, kendime yüklediklerim ise beni tüketiyor.
Sessizlikte kalmayı, acele etmemeyi, niyetimi sık sık düzeltmeyi öğreniyorum.
Asude bir yaşam; daha az kaygı, daha çok teslimiyet.
Daha az ben, daha çok الله جلّ جلاله
Akılla kalp arasında doğrudan bir bağ yoktur; akıl daha çok kulakla irtibat hâlindedir. İnsan duyduğunu düşünür, düşündüğünü dile getirir. Dil ise sadece sözü değil, insanın hâlini de açığa çıkarır. Bu yüzden ağızdan çıkan kelimeler, zamanla insanın iç dünyasına ve yaşantısına sirayet eder. Söz, sahibini ele verir; hâl, dilden taşar.