Emma kendi düğün gününü düşündü. Kendini orada, buğdayların arasında gördü. Niçin o da her kadın gibi, karşı koymamış, yalvarmamıştı acaba? Tersine, niçin, atıldığı uçurumun farkına varmadan, neşeliydi? Ah! Evliliğin lekelerinden, ihanetten, düş kırıklığından önce, henüz güzel ve tazeyken yaşamını sağlam bir yüreğe bağlayabilseydi keşke. O zaman namus, sevgi, kösnü, ödev birbiriyle yoğrulacağı için, yüksek bir mutluluktan asla aşağı inmezdi. Yalnız, belliydi ki şu mutluluk denen şey bütün isteklerin uğrayacağı umutsuzluk için düşünülmüş bir yalandı.