Sansürcülerimiz yalnızca yayıncılar, editörler, dağıtımcılar, reklamcılar, kítap kulüpleri ve örgütlü kitap eleştirmenleri değil. Sansürcülerimiz vazarlar ve okurlar da. Sizsiniz ve benim. Kendi kendimizi sansürlüyoruz. Biz yazarlar ciddi şeyler yazamıyoruz, çünkü -haklı olarak- satmayacağından korkuyoruz. Okur olarak da aynım yapmayı beceremiyoruz; pazar yerinde ne satılıyorsa, edilgen bir biçimde kabul ediyoruz. Okumak edilgen bir tepki değildir, zihni, duyguları ve iradeyi işin içine karıştıran bir eylemdir. "Best-seller" olduğu için berbat kitapları kabul etmek, katışıklı yiyecekleri, kötü yapılmış makineleri, üçkâğıtçı hükümetleri, askerlerin ve şirketlerin diktatörlüğünü kabul etmekle, bunları övmekle aynı şeydir. Gerçekliğe ihanet etmektir.
Ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğunu öğrenmek istiyorum.
Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.