Merhaba, ben Tuğba Naz Karasaç. Ölümle Yavaş Dans benim ilk şiir kitabım ve bir anlamda kendi ruhuma tuttuğum bir ayna. Bu kitabı yazarken amacım sadece bir şeyler anlatmak değildi; hissettiklerimi olduğu gibi aktarmak istedim. Hiçbir şeyin arkasına saklanmadım. Ne duygularımı gizledim ne de kendimi yumuşak bir dille ifade etmeye çalıştım. Çünkü bence şiir, insana kendi dünyasını çıplak bir şekilde ve tüm zayıflıklarıyla ortaya koyabilme cesareti veriyor.
Bu kitapta sizi, kimsenin kolay kolay konuşmaya cesaret edemeyeceği karanlık bir yolculuk bekliyor. Ama aynı zamanda, bu karanlık içinde bir parça ışık saklıyor. O ışık, her şeye ve herkese rağmen hayata tutunmanın ve yeniden ayağa kalkmanın sesi.
Eğer bir gün Ölümle Yavaş Dans’ı elinize alırsanız, bu kitabın sizi kendi hikâyenizle yüzleştireceğini düşünüyorum. Belki daha önce kelimelere dökemediğiniz duygulara tercüman olacak. Belki de görmezden geldiğiniz bir yarayı açığa çıkaracak. Ama bir şekilde size dokunacağına inanıyorum. Bu kitabı okumanız, bu dansa benimle birlikte adım atmanız demek. Bu dansa eşlik ederseniz, eminim ki sonunda ikimiz de aynı soruyu soracağız: Kendi karanlığımızla yüzleşmeden gerçekten özgür olabilir miyiz?
Merhaba, ben Tuğba Naz Karasaç. Ölümle Yavaş Dans benim ilk şiir kitabım ve bir anlamda kendi ruhuma tuttuğum bir ayna. Bu kitabı yazarken amacım sadece bir şeyler anlatmak değildi; hissettiklerimi olduğu gibi aktarmak istedim. Hiçbir şeyin arkasına saklanmadım. Ne duygularımı gizledim ne de kendimi yumuşak bir dille ifade etmeye çalıştım. Çünkü bence şiir, insana kendi dünyasını çıplak bir şekilde ve tüm zayıflıklarıyla ortaya koyabilme cesareti veriyor.
Bu kitapta sizi, kimsenin kolay kolay konuşmaya cesaret edemeyeceği karanlık bir yolculuk bekliyor. Ama aynı zamanda, bu karanlık içinde bir parça ışık saklıyor. O ışık, her şeye ve herkese rağmen hayata tutunmanın ve yeniden ayağa kalkmanın sesi.
Eğer bir gün Ölümle Yavaş Dans’ı elinize alırsanız, bu kitabın sizi kendi hikâyenizle yüzleştireceğini düşünüyorum. Belki daha önce kelimelere dökemediğiniz duygulara tercüman olacak. Belki de görmezden geldiğiniz bir yarayı açığa çıkaracak. Ama bir şekilde size dokunacağına inanıyorum. Bu kitabı okumanız, bu dansa benimle birlikte adım atmanız demek. Bu dansa eşlik ederseniz, eminim ki sonunda ikimiz de aynı soruyu soracağız: Kendi karanlığımızla yüzleşmeden gerçekten özgür olabilir miyiz?
Şu ‘’birini çok sevme’’ olayı. Benim de başıma geldi. Kötü bir deneyim. Çünkü bana bir yalanı yaşamayı öğretti. İçimden gelmezken gülmeyi, çalışmaya inanmazken çalışmayı, yaşamak için bir neden yokken yaşamayı öğretti. Onu unuttuğumda bile inanmadığım şeyleri yapma alışkanlığını, aldatmacasını sürdürürdüm. Ona rastladığımda hayatı yakaladığımı, ısırabileceğim bir şeyi elimde tuttuğumu sandım. Oysa hayatı bütünüyle elimden kaçırdım. Bağlanabileceğim bir şeye uzandım, ve hiç bir şey bulamadım. Yakalama çabasıyla, bağlanma çabasıyla ona uzandım ve sap gibi ortada kaldığım sırada aramadığım bir şeyi buldum ama.
Kendimi.
Henry Miller