Kitapların yakılmasını duyduğumda aklıma hemen Hitler dönemi geldi.Yazarın referans noktası olmasa da bu dönemin gerçek olduğu ve yaşandığı düşüncesi tüylerimi ürpertti ve arka kapağı okuduktan sonra da kitaba endişe ve durgunluk duygusuyla başladım.
Distopyalar genelde içimi değişik duygularla kaplayan bir türdür.Onları biraz kafa karıştırıcı ve anlaşılması güç bulurum,ama bu yazarın kullandığı sade dil,herkese hitap edebilecek kurgusu ve olay örgüsü beni çok etkiledi.
Bu eserin bende uyandırdığı ilk duygu sorgulamak ihtiyacı oldu.Monoton bir yaşamda,otoritelerin yönetimi ve baskısı altında yaşarken aslında birçok hayati şeyi gözden kaçırıyoruz.Bazı kitlelere çalıştığımızı,hayatımızı toplumun isteklerine ve kurallarına göre yaşadığımızı fark etmiyoruz.Sorgulamadan geçirdiğimiz günler bizi yavaş yavaş uçuruma sürüklüyor.
Sorgulamaya başladıktan sonra,kafamızda oluşan soru işaretlerine bulabileceğimiz yanıtlar ilk başta kitaplardan gelir.Aydınlanmamıza,içimizdeki zincileri kırabilmemize büyük yardımları dokunur.Ve en önemlisi aydınlanıp,ruhumuzu zihniyetimizi geliştirmeye başladıkça doğal olarak boyun eğen,sorgulamayan,hayatımızı ve zamanımızı değersizce harcayan eski hallerimizden kurtuluruz.Bu durum tabiki de bazı kesimlerin,(otoritelerin),kendini vatandaşlardan üstün gören,rütbe,maddiyat ve statü gibi etiketlerden ruhları ve kalpleri kararmış;kendi çıkarları için güzel olan her şeyi yıkma eğilimi içinde olanların gözünde büyük bir tehlike teşkil eder.
Kitap okumanın suç olduğu,itfaiyecilerin kitapları,evleri yakmakla yükümlü olduğu,teknolojinin çok ilerleyip insanların beynini ve yaşamlarını avucunda tutması onları meşgul tutarak kendi dünyasının içine çekmesi ve böylelikle gerçeklik kavramıyla tanışmalarını engellemesi olgularıyla yazarın vermek istediği