Daha gençti, aşkın çetrefilli yollarını nasılsa yaşayarak öğrenecekti. Aşk diye bir şey olmadığını da. Ali'ye karşı hissettiklerimi kenara ayırsam da yetişkinlik hayatında bolca aşk acısı çekmiş biri olarak aşkın kendisine inanmıyor, daha doğrusu nesnesinden ziyade öznesiyle alakalı bir his olduğunu biliyordum. Öyle büyütülecek bir yanı yok yani, hepi topu biçki dikiş meselesi. Kendi ihtiyacına göre biçtiği kostümü elindeki en münasip modele giydirmeye çalışıyor insan. Ait olmadığı bedenden sarkıyor haliyle kıyafet. Paçası uysa beli oturmuyor, omzu denk düşse kolu kısa geliyor. Sonra vay efendim sen onu benim istediğim gibi giyemedin, vay sen beni yeterince sevmedin. Halbuki terzi de modele değil, diktiği elbiseye bayılıyor. O elbise ki kuvvetle muhtemel baştan çizilmedi bile, mesela çocukken bir bayram sabahı babasında gördüğüne yahut görmek istediğine benzetildi. Olsun, âşık onu öyle düşünmüyor. Hem ne yapsın, yaşadığı her hataya semavi manalar yükleyecek illa, şu içi çürümüş hayata kolay mı tutunuluyor?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazen az sonra ne duyacağını hisseder insan ,hani derler ya içine doğar. O zaman kalbinin anladığını kulağı işitmesin diye kaçacak delik arar. Ben de içimden neler neler geçirmiştim. Dilemiştim ki rüzgâr pencereyi tokatlasın, şangırtıyla kırılan cam parçaları dört bir yana saçılsın, iki polis ve ben ellerimizi, ayaklarımızı billur oklarla keselim, kan aksın, kan aksın, o kadar çok kan aksın ki konuşmaya dermanımız kalmasın. Böylece onlar o haberi hiç veremesin, ben de duymayayım.
Ama öyle olmamıştı. Çok istenen şeyler prensibi.!!
Bir an evvel kapıdan girsin ve yine el ele tutuşup uyuyalım istemiştim. Çok istemiştim. Haddinden çok istenen şeyler, lüzumundan sıkı tutulan dilekler gerçekleşmez.
Bütün gece evde onu beklemiştim. Zaman içime zehirli sarmaşıklar ekmişti. Tam adını koyamadığım o galiz duygu, her an kötü, çok kötü bir şey olabilirmiş huzursuzluğu, Kader'in eve dönmek bilmediği saatler boyunca palazlanarak ruhumu ele geçirmişti. Bir an evvel kapıdan girsin ve yine el ele tutuşup uyuyalım istemiştim. Çok istemiştim. Haddinden çok istenen şeyler, lüzumundan sıkı tutulan dilekler gerçekleşmez.
Ah be Kader, benim cesur hayal kırıklığım. Yıllar sonra bile, Galiçya'nın ücra bir köyünde onu düşündüğümde, içim aynı sıcak sevgi ve aynı soğuk öfkeyle dolup taşıyordu. Her şeyin geçtiğini, zamanın cümle derde şifa verdiğini söyleyenlere sövüyordum içimden. Dünyanın en büyük yalanıydı bu. Zaman geçiyordu, evet. Zamanın geçtiği doğruydu. Ama zamandan başka hiçbir şeyin geçtiği yoktu.