Bu bir buket tazecik ceset, kendi hakikatlerinin altını sessizce çizecek. Biz de, zamanın ve kendi minik hakikatimizin içinden usulca geçeceğiz. Haklıydın. Eksik ama haklı. Kendi toprağında durmayan bütün çiçekler cina-yet. Aşk, hem intihar hem de cinayet. Ne güzel öldük ama!
Güzel öldük, kabul et.
İnsan acayip bir mahluk, her şey beklenir ondan, bilhassa en beklenmeyen. Hamuru kekre, kumaşı ince, yarası hep en derinin de. Sızlayan yeri uyuşturmak için her sıktığında, çekilen ip biraz daha gerilir. Gerilir, gerilir, gerilir... Bütün ipler inceldiği yerden kopar, bu böyledir.
Ama bu defa yere çakılmadan uyanayım diye didinmeyeceğim. Şiddetli bir çarpma için müsaade edeceğim kendime. Düşeceğim ve canım yanacak. Utanmadan ağlayacağım, inleyeceğim ve bir dirhem suçluluk hissetmeyeceğim.
Kendimi bağışlayacağım, o zaman herhalde bağışlanacağım.
Düştüğüm yerdeki toprak kadar bir şey dünya dedikleri, anayacağım. Düştüğüm yere ve o yerde düşmüş yatan kendime merhametle bakacağım. Bu kalbi kırık, bu yaralı minik hayvan kimdir, nedir diye dokunacağım bedenime şefkatle.
Anlayacağım ve ağlayacağım. İyi gelecek bu bana, zehrimi akıtacağım. Takvimler eskiyecek sonra birden. Geçmiş günler ve gelecek olanlar, birer birer yırtılacak orta yerinden. Günler ve geceler, haftalar ve aylar ve yıllar hatta, eriyecekler mumlar gibi, tütsülenecek âlem. Düşeceğim ve düşmekten korkmayacağım. Düşeceğim ve böylece kendimden bile kurtulacağım.
Kendimden kurtulacağım.