Son zamanlarda okuduğum en kaliteli, ayakları yere basan ve gerçekçi romandı.
Metehan binbaşı ve gördüğüm en havalı güçlü kadın karakterlerden biri olan Vali Nazenin'in kesişen hikayesini anlatan muhteşem bir romandı. Yazarın kalemiyle ilk defa tanıştım ve bayıldım.
Kitap öyle bir içine aldı ki beni sanki gerçekten böyle bir hayat var da ben o hayatın içine dalmış gibiydim okuduklarımla. Çokça gerçekçi asla bunaltmayan sıkıcı olmayan ciddi manada kaliteli anlatımları olan güzel bir kitaptı.
Nazenin'in kendi içinde çocukluğundan beri yaşadığı zorluklar ile mücadelesi, sonunda gidip güzel vicdanlı merhametli bir vali olması beni gerçekten gururlandırdı. Belki tamamen hayal ürünü bu kirap ama kadınların halihazırda sosyal hayatta yaşadığı zorluklar, ataerkil yapıdaki bi yerde kadın bir yönetici olarak yaşadığı zorluklarla mücadelesi beni etkiledi. Yeri geldiğinde disiplinli ve güçlü duruşu yeri geldiğinde merhametli oluşu, hakedene ise acımasız oluşu o kadar yerindeydi ki. Keşke böyle bir valimiz olsa dedim.
Metehan ise biraz soğuk sert ama merhametli bir karakterdi. Nazenin'e çoğu zaman o kadar odaklandım ki Metehan'a odaklanmakta zorlanmadım diyemem.ne istediğini bilen duruşu, işini layığıyla yapması, vatanına bayrağına bağlılığı, arkadaşlarını kardeş bilip canı oahasına koruması beni gerçekten duygulandırdı. Yazar o kadar iyi vermiş ki çoğu duyguyu Metehan diye bir binbaşınım varlığından emin gibiyim şuanda
Metehan ve Nazenin arasında yavaş yavaş gelişen ilişki ve güçlü bağ ikisinin de belki de yaşı dolayısıyla daha olgun olması beni okurken rahat ve sakin hissettirdi. Metehan 40lı yaşlara gelmiş Nazenin ise 30larında olduğu için belki de gereksiz kıskançlıklar ve iletişim bozuklukları olmadan ne yaşayacaklarsa daha olgun tarafından yaşadılar ilişkilerinde.
"Kendini biliyordu Nazenin. Dikenlerini çıkarıp kenara koyamıyordu. Durum böyle olunca da dikenlerini batırarak karşısındaki adamın canını yakmaktan korkuyordu."
Hızlı kolay okunan bir kitaptı. Yazarları önceden de tanıyordum ve bir kaç kitaplarını okumuştum. Klasik bir bekar kadın-çocuklu adam ilişkisi okuyacağımı sandım. Ama sonlara doğru farklı bir şekilde olayları bağlamayı tercih ettiler. Ve bence çok gereksiz bir detaydı. O olay olmasa da biz farklı bir şekilde yaklaşmayacaktık zaten.
Birdie'yi tabi ki çok sevdim. Dünya tatlısı yaşam sevinci dolu bıcır bıcır bir çocuktu. Sadie ile ilişkisinin ilerleyişine ve birbirlerine bağlanmalarına bayıldım. Belki de en sevdiğim ikili onlar oldu. Birdir'nin Noel babaya yazdığı masum mektuplar çok eğlenceliydi. Okurken çok eğlendim.
Sadie'nin annesi ile neredeyse birebir aynı kaderi yaşayan Birdie'nin annesi olayı da fazla denk gelmiş gibiydi. Senaryo yazılırken denk gelsin diye uğraşıyorlar gibi hissettim. Hayatın doğal akılında ilerlerken bu olayları yedirsekerdi daha güzel olurdu. Olaylar fazlasıyla basit anlatılmıştı. Birdie'nin anne özlemi tabi ki bahsedildi kitapta ama derin bir şekilde anlatıldığını hissedemedim maalesef.
Sebastian ile Sadie'nin ilişkisi de gayet tatlı ve modern ilerledi. Ayakları yere basan sakin bir karakterdi Sebastian ve bu hoşuma gitti. Karısıyla ayrılma aşamasında onun kanser olduğunu öğrendikten sonra onun için yaptığı onca fedakarlık takdir edilesiydi. Her hareketinde önce Birdie'yi düşünmesi gerçekten çok tatlı bir davranıştı.
Kısacası gerçekten kolay okunabilen, basit bir kitaptı. Bittikten sonra 'abarttınız' dediğim yerler oldu. Tam hoşnut ayrıldığımı söyleyemeyeceğim. Çerezlik bir kitap okumak isteyenler için önerebilirim.