Ne kadar uzun süre konuşmazsa yeniden konuşması o kadar zor gelir insana, bu doğru değildir oysa; ağzınızı açıp bir anlam ifade eden tek yahut iki hece söylemek yeterlidir aslında: "Evet" ya da "Hayır" veya "Ne" yahut "Nasıl"; "Gel" ya da "Git" veya "Daha" yahut "Hiç."
"Görmek bizim gözümüze ait bir hadisedir. Bizim gözlerimiz çok kuvvetsizdir. Uzak cisimleri göremedikleri için dürbünler icat etmişler. Küçük şeyleri seçemedikleri için mikroskoplar yapmışlar. Halbuki ne kadar aletler icat etsek hâlâ en uzağı ve en küçüğü göremiyoruz. Tabiatın bize müsaade ettiklerini görürüz. Göstermek istemediklerini elbette göremeyiz... Binaenaleyh bizim göremediğimiz şeylere biz görmüyoruz diye yoklar diyemeyiz..."
Bu tabiat âleminde her şeyin ucu sonsuzluğa çıkan bir muamma içindeyiz. Sonsuz meçhullerle çevrilmişiz. Bu vücutlarımız, ruhlarımızı geçici olarak hapsetmek için örülmüş birer kafes midir? Bu sonsuz ebediyet kuşu nerelerden gelerek hapishanesine girdi? Ve tekrar uçunca nereye gidecek? Sonsuz olan ezelidir de. Ezeliyette yaratılma ânı tasavvur olunamaz. Spirite'ler ruhu maddeden ayırıyorlar. Fakat bu ayrılmış şeyi o bütünle o kadar kaynaşmış görüyoruz ki yağ bitince kandil sönüyor...