Soylu bir şatonun önüne geldik,
yedi kat yüksek duvarla çevrili,
şatoyu güzel bir akarsu koruyordu.
Akarsuyun üstünden kuru toprakmış gibi geçtik,
yedi kapıdan girip bilgelerle birlikte,
çimeni taze bitmiş bir çayıra geldik.
Burada ciddi bakışlı, durgun insanlar vardı,
bilgili oldukları anlaşılıyor, az konuşuyorlardı
kulakları okşayan bir sesle.
Bir kenara çekildik biz de,
herkesi görebileceğimiz açıklık,
aydınlık, yüksek bir yerde durakladık.
Karşıdaki yemyeşil çayırda duran
yüce ruhları gösterdiler bize,
büyük bir coşku doldu içime onları görünce.
Elektra’yı gördüm arkadaşlarıyla birlikte,
Hektor’u, Aieneias’ı, bir de
silahı alev alev gözleri Caesar’ı tanıdım içlerinde.