Deli, birey olma durumuna ulaşabilmek için, tıbbın belirlemelerine ihtiyaç duymamıştır. Orta Çağın onun çevresine çizdiği halka bunun için yeterli olmuştur.
Delilik kendi tarihsel gerçekliğinin oluşumu içinde, belli bir anda, kendini akıl hastalığı olarak bir pozitiflik tarzı içinde kuşatan bir yabancılaşma bilgisini mümkün kılmıştır; fakat bu tarihin gerçeğini oluşturan ve onu ta başından itibaren harekete geçiren bu bilgi değildir
Ve üstelik, kapatmanın anlamından ve bunun tıp kurumları arasına dahil olma biçiminden kaygı duyacak biri için, kapatılanların nihayette deliler olduğunu ve bu karanlık uygulamaların içinde, bizim açımızdan kaçınılmaz bir tıbbi adaletin çehresi olan bir şeyin çoktan beri gizlenmekte olduğunu düşünmek rahatlatıcı değil midir?
Eski inançların veya burjuva âlemine özgü kabullerin meczupları, onları suçlularla karıştıran veya toplumdışıların karmakarışık sınıfına hiçbir fark gözetmeden katan bir delilik tanımının içine hapsettiklerinin düşünülmesinden tat alınmaktadır.
Kapatma evlerinin hapishane gibi olmalarına, bu iki durumun çoğu zaman birbirlerine karışmalarına şaşırmamak gerekir; öylesine ki, deliler bu iki cins kurum arasında ayırım gözetilmeden dağıtılmışlardır.