Bu kâsenin senin hayatın olduğunu farz et. Ve içine atacağın üç büyük taş senin hayatındaki en önemli şeyi temsil ediyor. Yanına ekleyeceğin çakıl taşları ikinci derecede önemli olanlar olsun. Geri kalanına kum ve sıvı ekliyoruz. “Kumun da geri kalan her şey olduğunu farz et: geçici mutluluklar; sana iyi gelen, ‘vazgeçilmez’ ve ‘önemli’ olanları tamamlayacak nitelikteki şeyler.”
“Sıvı neyi temsil ediyor peki?”
- “Hiçbir şeyi. Sadece sana hayatın ne kadar dolu olursa olsun her zaman dostlarınla bir kahve içecek kadar vaktin olduğunu hatırlatıyor…”
Benim burda ne işim var , diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için tamamıyla sizin suçunuz gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunuda biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış dışarıda gülüşüp oynayan insanların sesini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. . .
Oldu mu hiç?
Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?