Öğretmenlerin yaptığı bahçıvanlıkta tarhındaki bitkileri tanımak, onların en iyi şekilde yetişebileceği ortamları bilmek, her birinin yanındaki yöresindeki bitkilere dikkat etmek, toprağı gübrelemek ve sulamak, gerektiğinde güneşin önünden çekilmek ve gölge yapmamak, eli kulağında fırtına bulutlarını kovalamak vardır. Öğretmen bahçıvanlık yaparken heybesinde herhangi bir keski bulundurmaz. Karşılaştığınızda onunla aynı mahallede büyümüş, kırmızı pötikareli örtü serili bir masada, annenizin evden koyduğu azığı bölüşmüş ve ayni kaldırım taşlarında yerden yüksek oynamış gibi hissedersiniz. O yüzden sarılsa hiç de yakınmayacağınız biridir.
Sınıfa girer girmez üzerine, derinlerinde binbir anları taşıyan siyah, mavi, yeşil ve kahverengi bakışlar yapışsa da daima gözleri parlar. Dudağının kenarında hazır bekleyen gülümsemesi ilk karın düşüşüne benzer. Konuşmadığı zamanlarda bile kimseyle paylaşmadığı özel bir espriye gülümsediğini düşünürsünüz. Ölüm döşeğindekileri bile neşelendirdiği olmuştur. İnsanların göğüs kafeslerinin içindeki kanat çırpan kuş bulutunu bile görür.
Bağırmaz, sınıfın ortasına zihinlerde yanık kokusu bırakacak yıldırımlar düşürmez, sesi tavşan tüyü kadar yumuşaktır. Hep bir balerin zarafetinde, bilge bir derviş nezaketindedir. Çocuklar onun için, "Bizi daha okula gelmeden tanıyormuş gibiydi," der. Babadan oğula aktarılamayacak kadar dehşet verici hikâyelerin öznesi olmuşsa bile kalbinde umut adını verdiği her mevsim yeşil kalan bir dal saklar ki ziyaretine gelen ve hiç durmadan şarkı söyleyen kırlangıç sürülerini orada güzelce ağırlayabilsin.