"İnsanı doğadan en çok ayıran şeyin, yalandan oluşan ve onu sarıp koruyan kaygan bir jelatin tabakası olduğunu görüyor ve şaşırıyordum. Çok geçmeden bütün tanıdığım kişilerde aynı durumu izlemiştim, hepsi de hiçbir karanlık yanı olmayan belli bir kişi gibi davranmaya zorlanıyor ama hiçbiri de kendi kendisini bütün derinliğiyle tanımıyordu. İçimde garip duygularla kendimde de aynı durumun varlığını saptamıştım. Böyle olunca, insanların içlerinde ki özü araştırıp bulma çabalarına son verdim. İnsanların büyük çoğunluğunda jelatin kabuk, özden daha önemliydi. Nereye yönelsem, bu kabukla karşılaşıyordum, hatta çocuklarda bile rastlıyordum bu kabuğa; oldukları gibi, içgüdüsel şekilde davranmayı bırakıp her zaman bilerek ya da bilmeyerek belli bir rolü taklit ediyorlardı."
Giderek şunu daha iyi görüyordum ki, arada kesin sınırlar yoktu; küçük, ezilmiş ve yoksul insanlar arasında yaşam, talihin yüzlerine güldüğü seçkin insanlar arasındaki kadar renkli olmakla kalmayıp çoğu kez daha da sıcaktı, daha hile hurdasız ve daha örnek alınacak gibiydi.