Merhaba okurdaşlarım bu defa da Pedro Paramo isimli eserin incelemesiyle karşınızdayım.
Bir babayı bulmak için çıkılan yolculuğun, çok geçmeden bir ülkenin belleğine, ekonomik düzenine ve siyasi hayal kırıklıklarına vardığı bu anlatı, kısa hacmine rağmen son derece yoğun bir metindir. Rulfo’nun kurduğu dünya, bireysel bir hikâyeden ziyade, bir düzenin nasıl çöktüğünü gösteren sessiz bir tanıklıktır.
Juan Preciado, annesinin ölüm döşeğinde verdiği bir sözle Comala’ya gider. Annesinin belleğinde Comala, bereketli bir yerdir; toprak verir, insanlar yaşar, hayat akar. Juan’ın vardığı Comala ise üretimin durduğu, emeğin karşılıksız kaldığı, yaşamın askıya alındığı bir alandır. Bu noktada roman, bir baba arayışı olmaktan çıkar; toprağın kimlerin elinde olduğu, sözün kimlerden çıktığı üzerine kurulu bir anlatıya dönüşür.
Comala, klasik anlatılardaki gibi olayların geçtiği edilgen bir mekân değildir. Aksine, romanın asli belirleyicisidir. Burada mekân, belleğin mekânsallaşmış hâlidir. Bastırılmış olan, söylenememiş olan ve yarım kalmış hesaplar Comala’da dolaşır. Bu nedenle romanın zamanı da parçalıdır. Anlatı ileri doğru akmaz; geri döner, sıçrar, üst üste biner. Bu parçalanmış yapı, yalnızca estetik bir tercih değil, tarihsel ve toplumsal hafızanın dağılmışlığının biçimsel karşılığıdır.
Bu dağılmış belleğin merkezinde Pedro Páramo vardır. O, yalnızca bir karakter değil; mülkiyetin, iktidarın ve keyfî yönetimin cisimleşmiş hâlidir. Comala’daki topraklar ondadır, insanlar ona bağlıdır, yaşam onun iradesine göre şekillenir. Roman boyunca Pedro Páramo’nun kurduğu düzen, kişisel bir kötülükten çok, yapısal bir eşitsizliğin işleyişini gösterir.
Rulfo’nun çizdiği ekonomik düzen, üretime değil sahip olmaya dayanır. Toprak işlenir ama karşılığı dağıtılmaz; emek vardır ama