1959 yılında Anthony Burgess'ın tümör nedeniyle 1 yıl ömrünün kaldığını öğrenmesiyle ortaya çıkan bir distopyadır Otomatik Portakal. Daha sonraları yanlış tanı koyulduğu öğrenilse de hastalık sırasındaki karanlık duygular ve nefret, çoktan bu kitabı ortaya çıkarmıştır.
Hikaye 4 geç delikanlı ile başlıyor. Şiddet, kadın ve bol bıçaklı süt isteyen bu çete, geceleri bir düzenin olmadığı sokaklara korku salıyor. Yeni tabirler duyuyoruz ağızlarından; sigaraya kanser, televizyona enayi kutusu, kütüphaneden çıkan bir adama öğretmen diyorlar. (Daha niceleri...) Bu kendilerine has tabirlerin oluşmasını toplumdaki iletişimsizliğe veriyorum.
Hikayeyi bizlere anlatan çete başı Alex, önce Devlet Tutukevi'ne oradan da özgürlüğü için kabul ettiği, devletin, suçluların suç işlemekten uzak durması için düzenlediği bir deneye kobay olmaya gider. Bu deneyde Alex'e iyi bir insan olması için şans tanınmaz, o iyi bir insan olmaya mahkum bırakılır.
Hikayenin sonunda tabii ki keramet deneyde bulunmaz. Gerisini sizin okumanıza bırakıyorum...
Benim için ağır fakat farklı bir distopyaydı. Kitabın yazılma hikayesini duyana kadar her cümlede ' Nasıl bu kadar karanlık olabilir ' diye düşündüm. Yazarımızın hastalığını duyunca her şey yerli yerine oturdu. Size de iyi ve kara bulutlu okumalar dilerim.