Azerbaycan edebiyatından hiçbir şey okumadığımı fark edince ne var ne yok diye bakınıp önüme çıkan ilk kitabı okudum. Anar Rızayev, dünyaca da tanınmış bir yazar. Kitabı okurken kendisi ile ilgili de biraz araştırma yaptım. Azerbaycan Yazarlar Birliği başkanlığı yapmış siyasette de aktif görev almış.
Kitap bir yasak aşk üzerinden kurgulanmış. Azerbaycan toplumunda ilişkilere ve aileye bir bakış sunmuş. Kurgu içerisinde sovyet etkisini de yer yer gördüğümüz bir eser.
Azerbaycan edebiyatı ve dahi Türkî Cumhuriyetler edebiyatından neler bizim ülkemizde basılmış diye ufak bir yoklama yaptığımda maalesef çok az kitaba rastladım. Bunların bazılarının da baskısı yok. Salt batı etkisindeki bir edebiyat programından, daha özgün bir basım ve tanıtım programına geçmeliyiz. Yakın olduğumuz coğrafyaların edebiyatına da hak ettiği değeri vermemiz gerekiyor bana göre. Yayınevleri de biz okurlar da bu konuda daha özenli olmalıyız.
O, hayatını, her gün oynadığı rolünden bıkmış bir aktör gibi, trenlere koşulup değişmez hatlar üzerinde giden buharlı trenler gibi son menzile, son perdeye, son durağa, son sükûta kadar ulaştırmalıydı. Son karanlığa, son sesin de sustuğu yere...