Ben yüz tane ateistin, yüz tane deistin dolu olduğu bir otobüsle buradan yola çıkıp Medine'ye kadar gidebilmeyi isterdim. Şöyle bir Adana'sından, Urfa'sından geçip, Bağdat'ına uğrayıp, Basra'sından geçeip Mekke, Medine'ye kadar.. Sürecin hiç bir yerinde de onlara dini anlatmak istemezdim. Sen işine bak, ben işime, beraber geziyoruz.
Bize hep dediler ki din bir ihtiyaçtır.
Din, ihtiyaç değildir.
Din, insanoğlunun yaşam içerisinde mecburen karşılaştığı ve asla vazgeçemeyeceği bir şeydir. Asla vazgeçemezsiniz. Sizinle beraber varolmuştur. En az böbrekleriniz kadar, kalbiniz kadar, akciğerimiz kadar, karaciğeriniz kadar vazgeçilmezdir.
Değişiyorsunuz.
Her yeni gün yeniden değişiyorsunuz.
Sabit bir inanç biçiminiz yok. Değişen koşullara göre değişen bir dinden bahsediyoruz.
İlk bakışta pratik gibi gelebilir. Ama serüven ilerledikçe ve hayat devam ettikçe meydana gelen örgülerin, karşınıza çıkardığı imkanların imkansız tarafları sizi her seferinde daha büyük bir yokluğa götürmüyor mu ?
Thomas Paine bu noktada yeni ülkenin formulünü bulmuş oluyor; cömert, bilge ve kudret sahibi.
Böylece fırsatlar ülkesi Amerika'nın da temelleri de atılmış oluyor.