İnci

İnci
Hikâyenin yolu
Bundan iki yıl önce kendimi aniden, editörlü bir kitap çalışmasının (İletişimin Hikâyesi) bölüm yazarı ve redaktörü olarak akademik bir çalışmanın içinde bulmuştum. Editörlüğünü biricik yüksek lisans danışmanım, sevgili hocam Aşina Gülerarslan Özdengül yapmıştı. Tıpkı tezimde olduğu gibi hayatımın en zevkli akademik çalışmalarından biriydi bu da. Ve zevkli olmasının nedeni, çalışmanın bizzat başında olan kişinin -hocamın-, çalışanlarla -yazarlarla- kurduğu iletişim şekliydi. Gerçekten biz; hikâyeler üzerine konuşmayı, hayal kurmayı ve heyecanını özgürce yaşamayı seven insanlar olarak güzel bir topluluk oluşturmuştuk. O çalışma için okuduğum her makale, her buluşma bana çok güzel bilgiler katmıştı. Hâlâ da katmaya devam ediyor. Kendimi bildim bileli hikâyeleri çok sevsem de hikâye anlatıcılığının gerçekte ne olduğunu, ilkel insandan bugüne nasıl bir evrim geçirdiğini -ve buna rağmen asla eskimediğini-, hayatımızın nasıl da her alanında olduğunu ve nasıl bu kadar etkili olduğunu, ekslibris sanatının inceliklerini hep o zaman öğrenmiştim. Bu yüzden hayat defterimde, yıldızlı bir sayfada yer alır o dönem benim için. İşte o zamanlarda, makaleme daha iyi konsantre olmak ve hikâyenin yolculuğu konusunda daha fazla bilgiye sahip olmak için bir sürü kitap almıştım. Ama doğaldır ki hepsini okuyamadım. Bir kısmı bu zamana kadar kaldı. Onlardan biri, “Hikâye Anlatıcısının Yolculuğu”ydu (Nuri Sevsem Gürvardar). Bu kitap iki haftadır elimde -çünkü uygulamalı- ve bugün bitti. Bitmese de olurdu. Tamamen kişisel bir görüş olarak kitabı çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. Hem bir iletişimci hem de hikâyelere ve yazmaya gönül vermiş biri olarak. Sanki bir kitap bitirmedim de biriyle konuşmayı bitirdim hissi var şu an üzerimde. Alabileceğim üst düzey enerjiyi ve hatırı sayılır bir genel
Hayat
Reklam
Yazmaya başlamadan önce
Marcel Proust, 'Okuma Üzerine' adlı kitabında, bazı okumaların ardından gelen coşkunun, kişinin kendi çalışmaları üzerine oldukça yararlı bir etkide bulunduğundan bahseder. Bu yüzden bazı yazarlar, yazmaya başlamadan önce birkaç sayfa kitap okurlarmış o coşkuyu yakalamak için. Örneğin Ralph Waldo Emerson, çoğu zaman Platon’dan birkaç sayfa okumadan yazmaya başlamazmış. Dante ise Vergilius’un şiirlerinden. Bu düşünceyi içselleştirmemek olanaksız. Zira ben de bir yazının başına ciddiyetle oturabilmek için sevdiklerimin (Schopenhauer, Montaigne, Proust) yazdıklarına biraz göz atarım ve her zaman işe yarar. Bu sabah da Proust’a göz atıyordum ve daha önce altını çizdiğim bir cümleyi, cümleye yakışır bir platformda paylaşmak istedim: “Kitap zevki zekâ ile birlikte artıyorsa, görüldüğü gibi bu zevkin tehlikeleri de zekâyla birlikte azalır. Özgün zekâ, okumayı kendi kişisel işleyişine bağlı kılmayı bilir. Okuma, onun için eğlencelerin en soylusundan, özellikle en soylulaştırıcısından başka şey değildir, çünkü sadece okuma ve bilme yoluyla zihin 'en görgülü hali'ne kavuşur. Duyarlığımızın ve zekâmızın gücünü ancak kendi içimizde, ruhsal yaşamımızın derinliklerinde geliştirebiliriz.”
Edebiyat-Düşünce
Dil Yanlışları üzerine Fatih Erdoğan'ın tavsiye ettiği birkaç kitap
Dil Yanlışları (Ömer Asım Aksoy) Türkçe Sorunları Kılavuzu (Necmiye Alpay) Ne Varsa Dilimde (Yunus Bekir Yurdakul) Türkçe Off (Feyza Hepçilingirler)
Kişisel Gelişim