İnci

İnci
Edebiyatın gücü.
9/10
·188 syf.··
2023 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2023 13:12
Kitabı bitirdikten sonra hissettiğim duyguların hangisinden anlatmaya başlasam diğer tarafı eksik kalacak gibi geliyor. Romanları, tam da “Okuyucu”nun üzerimde yarattığı etkilerden dolayı seviyorum. İçine çekme. Şaşırtma. Gerçek mekândan uzaklaştırma. Duygular arası geçiş. Farkındalık ve hiç de didaktik olmayan müthiş bir eğitim süreci. Ben, sadeliğin daima en etkili silah olduğunu düşünürüm. Bu, fiziksel görünüşte de böyledir. Ama en çok edebiyatta işe yarar bana göre. Hiçbir anlatım süreci yalın bir dilin etkisi ile yarışamaz. İşte “Okuyucu” tüm bunları içeriyor. Yıllar önce filmini izlemiştim. Aklımda kalan birkaç yararsız sahneden dolayı uçarı bir kitap olabileceğini düşünüyordum ama işin en güzel yanı da epey yanılmam oldu. Kimsenin yorumunu okumadım. Okuyan kimseden de dinlemedim kitabı. Öylesine aldım ve okudum. Arka kapağın en sonunda, The New York Rewıew of Books’un “Okuyucu bizi… düşünmemeyi tercih ettiğimiz konular üzerine düşündürüyor.” yorumunu okuduğumda da, ‘klasik’ deyip geçtim. Ama hayır, doğruymuş. Beni belki de düşünmeye en çok iten kitaplardan biri oldu. 60. Sayfaya kadar hiçbir cümlenin altını çizmeye gerek görmedim. Sonra yavaş yavaş çizmeye ve düşünmeye başladım. Notlar aldım kendime. Şimdi onlar üzerinde düşünmek için sabırsızlanıyorum. Okuyucu’nun düşündürmek gibi zor ve güzel bir işleve eşlik eden yanı ise edebi bir haz vermesi. ‘Müthiş bir edebi haz’ demek istedim ama fazla övgünün henüz okumamış birine itici gelmesinden de imtina ederim. Nitekim bu duyguyu hepimiz hissetmişizdir zaman zaman. Buna sebep olmak, isteyeceğim en son şeydir. Ben yalnızca, etkisi biraz da olsa azalmadan güzel bir kitap sonrası hissettiğim duygu yoğunluğunu ve coşkuyu paylaşmak istedim. Önemli olan bu değil mi? Şimdi Bernhard Schlink’ı, bir “okuyucu” olarak çok
Roman
OkuyucuBernhard Schlink · İletişim Yayıncılık · 20144,588 okunma
Reklam
Afrikalı Leo
8/10
·374 syf.··
2023 6. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2023 10:15
Amin Maalouf’la daha önce tanışmış olanlar iyi bilir. Lübnanlı yazar; göçün, savruluşun psikolojini en iyi yansıtanlardan biridir. Zira belki de en iyi hissedenlerden. (Bkz. Ölümcül Kimlikler) Afrikalı Leo, onun ilk romanı. Bu roman gerçek Afrikalı Leo’nun gezi notlarından derlenmiş fakat gezgin hakkında çok fazla bilgi olmadığından Maalouf, hikâyeyi dönemin önemli kişi ve olayları ile süslemiş. Çok da güzel olmuş. Nitekim meraklı bir okuyucu için araştırılacak bir sürü konu var içinde. Kitap yapısal olarak temelde dört bölümden oluşuyor: 1. Granada Kitabı, 2. Fas Kitabı, 3. Kahire Kitabı, 4. Roma Kitabı. Bu bölümler de kendi içinde alt başlıklara ayrılmış olduğundan; okur için oldukça kolay bir okuma sağlıyor. Roman 15. Yüzyılda geçiyor ve hikâye, o zamanlar Müslümanların hakimiyetinde olan Endülüs’ün Granada şehrinde başlıyor. Hikâyeyi, Hasan’ın ağzından dinliyoruz. Granadalı Hasan. 372 sayfa ve 40 yıl boyunca; yaşadığı tüm şehirleri, insanları, hükümdarları, aşkları ve acıları anlatıyor bize. Aslında anı defterine aktarıyor; biz, oradan okuyoruz. Okuyucuya aidiyeti ve aidiyetsizliği sorgulatıyor. Tam olarak kimim, nereliyim, neredeyim…Ve Hasan(?), benliğini oluşturan o 40 yılını ise şöyle bölüştürüyor şehirlere: “Zekâm Roma’da gelişti, tutkum Kahire’de, üzüncüm Fas’ta, çocukluk ve saflığımsa hâlâ Granada’da yaşıyor.” Yine kitabın başında da hayatının özetini şöyle dile getiriyor: “Ben Hasan tartıcıbaşı Muhammed’in oğlu, ben, Giovanni Leone de Medici; bir berberin sünnet ettiği, bir papazın vaftiz ettiği ben. Şimdi Afrikalı diye anılıyorum, ama Afrikalı değilim, Avrupalı, Arabistanlı da değilim. Bana Granadalı, Faslı, Zeyyatlı da derler, ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. Yolların oğluyum ben; ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en
Roman
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,3bin okunma
Sorgucu Gerhard
Puan vermedi·160 syf.··
2023 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2023 13:26
Gerhard Wahrlich, yılgın adımlarını her gün pencereden izlediğimiz umutsuz bir komşu kadar yakın ve gerçek bir karakter. İçindeki savaşın dışa vurumunu bir nebze engellemesine rağmen varoluş sancılarını kamçılayan eğitim hayatı ve eğitim hayatının niteliğine ulaşamamış çalışma hayatı arasındaki savruluşları, ister istemez hikâyeye çekiyor insanı. Biraz yorgun, bazen kızgın ama günlük hayatın tek düzeliğinde izleyecek ve eğlenecek bir yan bulan, kendi kendine espriler yapıp eğlenen tatlı da biri: “Bazen yanlışlıkla ikinci pantolonum yerine ikindi pantolonum diyor ve mutlu hissediyorum. Ben ve ikindi pantolonum!” Kendini tanımasına rağmen kendine dair çıkarımları ve sorgulamaları hiç bitmiyor: “Çok konuşuyorsun, çok dinliyorsun, çok kahve içiyorsun, tanımadığın odalarda çok oturuyorsun, kötü uyuyorsun, uzun zaman uyanıksın, yüzeysel şeyleri fazla düşünüyorsun, fazla umut ediyorsun, kendini fazla sık teselli ediyorsun”. diye hayıflanıyor. İnsanda hem oturup bu sorgulamaları dinleme (okuma) hem de kalkıp acilen fiziksel bir eylem gerektiren yararlı bir iş yapma istediği uyandırıyor karakterin yaşamı. Nitekim o fiziksel eylemi temiz bir kafayla yapabilme istediğiyle oturup Gerhard’ı sonuna kadar dinliyor ve bir an önce bitiriyorsun kitabı. Ben, aylar önce bu kitabı elime aldığımda, ruh halime uygun bulmadığım için 3-5 sayfa sonra kapatmış ve doğru zamanda tekrar elime almak üzere kenara koymuştum. Kendim için doğru zamanı buldum ve zevk alarak okudum. Bu zevkte yaşımızın ve yaşayışlarımızın da etkisi olduğuna inanıyorum elbet. Dolayısıyla 20’li yaşlarının başında içi yaşam enerjisiyle dolu tatlı gençlere biraz yavan gelebilir bu hikaye. Fakat genelleme yapmak çok doğru olmaz. Tek derdim, yaş faktörünün bu kitabı sevilmeyenler kategorisine itmesi. Her şey bir yana, kış
Edebiyat
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma