Kitap eski insanların inandığı ve hayatımızı bugün bile farkında olmadan etkileyen mitlerin önemi hakkında bilgiler içeriyor. Öyle ki psikoterapide dahi kişiyi anlamak için kullanılabiliyor. Yazar kadın özgürlüğü sağlanmadan asla bütün bir toplum olamayacağımızı vurguluyor. Kendisi bir psikoterapist olarak toplumu oluşturan bireylerin yarısını küçümseyerek asla tam bir toplum olamayacağımızı belirtiyor çünkü toplumun o kalan yarısı kadınlardır. Dünya kardeşliğini de sağlayan bir mit çıkabilir gelecekte kim bilir. Kitapta fosforladığım çizip not aldığım yeri geldiğinde Wikipedia gibi sözlüklerden de yararlandığım kısımlar içerdiği için bitirmem normale göre biraz uzun sürdü ancak bana çok şey kattı. Kesinlikle tavsiye ederim. 10 yıldız.
“Paulus” diye sordum, “ Ölmekten korkuyor musun?” Yanıt verirken yüzündeki ifade hiç değişmedi: “Evet. Herkes korkar. Geri dönüp de orada neler olup bittiğini bize anlatabilen olmamıştır.” Devam ettim: “ Ölüm hakkında seni korkutan nedir?” Şöyle yanıt verdi: “ Yalnızlık. Arkadaşlarımla ailemi bir daha asla göremeyeceğimi biliyorum.”
Nasıl ki hamilelik döneminde cenine rahimlerinde şekil veriliyorsa, dönüşümü sağlamanın anahtarı da onların (kadınların) elindedir. Ancak içinde bulunduğumuz sanayi çağı ataerkil bir güç çağıdır. Böyle bir güç rakiplerin üstesinden gelerek elde edilir; hücum, saldırı ve mekanikleşmiş faaliyetlerle işler. Sanayi çağının çirkin yanı atölyeler, hayatları bitiren üretim bantları, kadın ve çocuk işçiler, Liverpool ve Detroid’teki dumanlı gökyüzü ve tüm o rekabetçi, birbirine düşman sistemlerdir. İdeal anlamda dişil özellikler saldırganlıktan ziyade hassasiyet, yıkımdan ziyade duyarlılık ve yaratmaktır.