Galiba insan yaşı kaç olursa olsun, kanaya, kanata, güle, ağlaya, şükürle, isyan arasında gidip gelerek her adımda biraz daha büyüyor. Sonra yeterince şanslıysa, bir gün yeniden çocuklaşacak kadar kocadığında, biraz usanarak, biraz bağışlayarak, biraz da omuz silkip artık o kadar da umursamayarak ölüp gidiyor. Genellikle sıradan bir şekilde. Ve her nasılsa hazırlıksız. İyi ki de öyle.
Sevdiğini söylemeye, sevildiğini işitmeye bile lüzum duymadan, beklemeden, ummadan, borçlanmadan, alacak defterine yazmadan, hesap kitap yapmadan, sırf içinden öylesi geldiği ve elinden de başka türlüsü gelmediği için sevivermek birini.
Sevgili filan değildik elbette. Öyle şeyler bilmiyorduk daha. Anlamların sözcüklerini yetişkinler gibi alelacele bulup dilimize dolayamayacak kadar küçüktük. Ama sözcüklerin ait olduğu anlamları yetişkinlerin artık hatırlamadığı bir içtenlikle dolu dolu hissedecek, kalbimizi onlarla genişletecek kadar da büyük.