Kitabımız adı sanı belli olmayan bir yerde ve kim olduğunu bilmediğimiz bir kişinin trafik ışıklarında beklerken bir anda kör olmasıyla başlıyor. Sıradan bir körlük sandığımız bu durumun ilginç olan yanı bulaşıcı olması ve bilindiği üzere kişiyi karanlıklara değil beyaz bir ışığa bürümesi. Yani tam bir beyaz felaket(Salgına verilen isim). Ülkede yaşayan herkes sırayla kör olmaya başlıyor ve işte kaos o zaman başlıyor. Görmeyen onca insan bir araya gelip öyle şeyler yaşıyorlar ki, okurken kitabın bazı bölümlerin de hayretler içinde kaldım. Kurgular çok ilginç ve farklıydı. Verilen yaşam mücadelesi, biten umutların karşısında tükenmeyen yaşam sevinci, tek bir kişinin bile haksızlığa karşı verdiği savaşın zamanla nasıl da büyüdüğü gayet akıcı bir dille anlatılmış.
Bir anda kör olan bir insanın nasıl zorlandığı, neler yaşadığı, hayatının nasıl yerle bir olduğu öyle gerçekci anlatılmış ki sanki daha önce yazar o körlüğü yaşamış da bu eser öylece ortaya çıkmış izlenimi veriyor.
Okurken zorlandığım tek konu, kitapta nokta ve virgül dışında hiç bir noktalama işareti yok. Paragraf başı yok, konuşma çizgisi vb. işaretler olmadığı için kim söyledi, ne söyledi başlarda anlamakta zorluk çektim ama ilerledikçe yazarın tarzı anlaşılıyor. Birde iyi mi kötü mü bilemedim ama kitaptaki hiç bir kahramanın adı yok; ilk kör, ilk körün karısı, renkli çerçeveli kız, şaşı çocuk, doktor, doktorun karısı... Kitabın kahramanları hep bu şekilde isimlendirilmiş.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ama son olmayacağı kesin. Nobel Edebiyat Ödülü alan kitaplar arasında en zevkle okuduğum eserdi.
Kitap özellikle şu salgınla içli dışlı olduğumuz dönemde mutlaka okunmalı, altı çizilmeli, not alınmalı ve dersler çıkarılmalı...
İyi okumalar, bol kitaplar...