Her biri kendi acısını yaşayan onca insanı gördükçe içimde yeni bir ışık belirmeye başladı. Oldukça şaşkındım, dünyada bu kadar çok acı olabileceğini hayal etmemiştim. Kendi daracık kabuğuma kapanmış bir salyangoz gibiydim ve dışarıda uzanan büyük, kalabalık dünyayı ancak şimdi görmeye başlıyordum. Tüm bu insanlar sadece acı çekmekle kalmıyordu, bu durum beni şaşkınlıklar içinde bıraksa da onların engelleri aslında benimkinden daha kötüydü! O zamana kadar bunun mümkün olabileceğini düşünmemiştim. Sanki bugüne kadar körmüşüm de ancak şimdi gözlerim gerçekten görmeye ve yükleri benimkilerle kıyaslanamayacak kadar büyük diğer insanların durumunu kalbimin en derin noktasında hissetmeye başlamıştım..
Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla,
Bâzan sessiz sedasız, ipekten kanatlarla,
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla,
Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla,
Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla,
Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla,
Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla,
Sözde senden kaçıyorum doludizgin atlarla..
Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle,
Öldür bendeki beni, sonra dirilt kendinle,
Çarpsan karasevdayı en azından yüz binle,
Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.
Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle,
Ama her defasında geri döndüm seninle.
Hangi düğüm çözülür nazla, sitemle, kinle?